Sendika, siyasi parti ve STK bültenlerinde dil problemi

Sendikalar, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) halkla paylaştığı bültenlerin dillerini çoğunlukla sorunlu görmüşümdür. Bu kuruluşların dil problemleri gerek muhabirlik yaptığım dönemlerde gerekse sokağa çıkınca aldığım bültenlerde hep sorguladığım bir konu olmuştur. Hatta sırf bu yüzden okumadan çöpe attığım kâğıt yığınının haddi hesabı yoktur.

Bu bültenleri oluşturanların bülteni nasıl yazayım da karmaşık bir şeyler ortaya çıksın, yazdıklarımı ben ve çevrem anlasın, gerisi anlamasa da olur şeklinde bir düşünce tarzıyla meydana getirdiklerini de düşünmüyor değilim. Kocaeli’deki bir yerel gazetede muhabirlik yaptığım dönemlerde çeşitli sendikaların, siyasi partilerin ve STK’ların basın bültenlerini habere dönüştürme fırsatım oldu. Karmaşıklık içinde ve gayet sert üsluplarla yazılan bültenlerdeki çoğu cümleyi defalarca okumama rağmen güçlükle algılayabildim. Bazı kuruluşlar şikâyet duydukları konuları ‘asmak-kesmek’ şeklinde kaba bir dille anlatırken, bazı kuruluşlar ise bültenlerinde ideolojik karmaşa yaratarak dile getirmek istedikleri sorunları son derece anlaşılmaz hale sokmaktan ileri gidemiyorlar.

Aslında bu konu yüksek lisansta ‘Medya ve Toplum’ derslerinde zaman zaman hocamızın getirdiği bültenleri inceleyerek üzerinde saatlerce kafa yorduğumuz, kuruluşların topluma nasıl ve ne derece ulaşmaya çalıştıklarını anlamaya çaba sarf ettiğimiz de bir konu.  Malum 1 Mayıs Taksim restleşmesi nedeniyle İstanbul’da olağanüstü hal havasında yaşanan sahnelere şahit olduğumuz bir işçi ve emekçi bayramı oldu. O gün yaşananları, medyadan yansıtılanlar kadarıyla, pür dikkat takip etmeye çalıştım. (Ayrıca o gün İstanbul’da yaşananlar hem güvenlik güçlerinin hem de bayram kutlayıcılarının davranışları açısından derinlemesine analiz gerektiren ciddi bir konu.)

Bir yandan yaşananları izlerken bir yandan da sendika temsilcilerinin konuşmalarını da takip ettim. Ancak her 1 Mayıs’ta olduğu gibi elle tutulabilir bir işçi, emekçi sorununun düzenleyicilere iletilmeye çalışıldığı bir konuşamaya şahit olmadım. Varsa yoksa iktidar eleştirileri, ideolojik ve sert dillerle kurulan karmaşık cümleler, inatlaşmalar, kimi yerlerde şölen havasında gerçekleşen kutlamalar; ama dile getirilmeyen işçi, emekçi sorunları gördüm. (Tabi medyanın da bize sendika temsilcilerinin bu konuşmalarının hangi kısımlarını seçip yansıttığı hakkında herhangi bir bilgim yok ama en azından yıllardır okuduğum bültenlerden ve İstanbul’da yaşanan olaylardan yola çıkarak bu iddiayı öne sürebiliyorum.)

Aslında tüm bu yaşananların sürpriz olarak algılanmaması gerektiğinin de bilincindeyim. Zaten 1 Mayıs öncesi bazı sendikaların temsilcileri, valilik ve güvenlik güçleri arasında yaşanan restleşmeyle perşembenin gelişinin çarşambadan belli olacağı tahmin edilebilir nitelikteydi. Ancak üzülerek elimiz kolumuz bağlı bir şekilde savaş tamtamları çalan bir bayrama şahit olmayı bekledik. Bu emekçi bayramının da uzun yıllardan beri şahit olduğumuz 1 Mayıs’lardan farkı (geçen yıllarda Taksim’de sorunsuz geçen 1 Mayıs’lar hariç) yoktu.

Çok değil 24 Nisan’da düşük maliyetli işçilikten faydalanan ve batılı perakende firmaları için büyük bir sanayi kapısı olarak bilinen Bangladeş’in başkenti Dakka’da çöken sekiz katlı binada 377 kişiden daha fazla işçi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi. (Ayrıca Bangladeş işçi haklarının eleştirildiği ve bu sebeple eylemlere sahne olan bir ülke.) Tüm dünyada işçi ve emekçi bayramı sayılan 1 Mayıs öncesi ‘Medya ve Toplum’ dersi hocamız Emre Bağce çatışmalardan uzak ve daha yapıcı bayramlar için bir mum yakmak adına sosyal medya üzerinden ‘Bu Sene 1 Mayıs Bangladeş olsun’ şeklinde bir öneri yayınladı ve bunu sendikalardan tutun çoğu medya mensubuna ve ilgililere iletmeye çalıştı.

Ne yalan söyleyeyim hocamızın bu çalışması beni çok umutlandırdı. Belki bu çalışma dikkat çeker de bir farkındalık yaratılır, insanlar gerçekten emekçi bayramının ne demek olduğunu adam akıllı anlar ve işçilerin hayati tehlikeye varana kadar karşılaştığı sorunlar bir nebze de olsa dile getirilir diye heveslendim. Fakat sonuç hüsrandı. ‘1 Mayıs Bangladeş Olsun’ fikrine bir sendika hariç hiçbir sendika olumlu ya da olumsuz bir duruş sergilememiş. Madem kimseyle olumlu ya da olumsuz iletişim kurmayacaksın önerilere ya da eleştirilere dönüş yapmayacaksın neden bir sosyal medya hesabı açarsın ki…

Gerek çeşitli sendikaların, gerek çeşitli siyasi partilerin gerekse çeşitli STK’ların dil konusunda bir düzenlemeye gitmeleri gerektiğine inanıyorum. Çünkü anlaşılmaz kılınan her düşünce ya da sorun kendini ifade etmek istediği hedef kitle tarafından itici ve sıkıcı algılanmaktan ileri gidemez. Bülten hazırlamanın büyük bir çaba gerektirdiğini biliyorum. Kafa yormadan kolay bir şekilde işte bu denebilecek bir bülten yazılamaz. Hadi bülten yazdınız bunun tasarlanması, çoğaltılması da ciddi bir maddi külfet. Emekle oluşturulan her şeye saygım sonsuz. Ancak hazırlananlar okunmadığı veya okunsa da anlaşılmadığı zamanlar ciddi bir üzüntü duyuyorum. Bu yüzden amacım bu kuruluşların bültenlerini tek tek eleştirmek değil, sadece benim ve paylaştığımda birçok kişinin sorun olarak gördüğü bir konuyu naçizane bir tavsiye olarak dile getirmek.

Yorum Yazın