“Sevgi Emek İster”

Eski insanların hayatlarına, aşklarına baktığımız zaman şartların günümüzdeki şartlara göre oldukça zor olduğunu görebiliriz. Şartların zor olmasına rağmen mutluluğa bakıldığında günümüz insanına göre daha mutlu oldukları, geleceğe daha umutla baktıkları da su götürmez bir gerçek.

Yüz yüze görüşmenin pek mümkün olmadığı dönemde mektupla haberleşilen sevdalar. Mektubu ulaştırmak ayrı bir heyecan, alıp okumak ayrı bir heyecan, okuduktan sonra kimse görmesin diye saklamak apayrı bir heyecan. Şimdi ki gibi bir telefon tuşuyla ulaşabilecek olmanın verdiği rahatlık yok. Belki de aşk rahatlığı, rehaveti sevmiyordur. Sevdiğin için çabalamak ve bu çabanın sürekli olması gerekiyordur.

Günümüz şartlarında mektupla haberleşmekten bahsetmiyorum elbette ama günümüzde emek vermeden fedakarlık etmeden sevdanın dikenli yollarında yürümeye çalışan insanlar her geçen gün artmakta. Sevgili oldukları tarihi sosyal medyada tüm hesaplarında paylaşan kişilerin iki gün sonra en ufak problemde ayrıldıklarında o tarihi kaldırdıkları bir dönemden geçiyoruz. Birlikte olan fotoğraflar silinip, bir kaç gün aşk acısı temalı paylaşımlar yaptıktan sonra hemencecik unutulan “kara sevdalar”.

Bahsettiğim emek birisinin çaya kaç şekeri attığını bilmek, neye sinirlenir, neye üzülür, neyle mutlu olur öğrenmek, bilmek. Önemsediğin için akılda tutmak. Hayatındaki kişi dürümün içinde domates sevmiyorsa, açık ayranı kapalı ayrana her zamana tercih ediyorsa bileceksin mesela.  Küçük jestler yapmak da gerekiyor tabii. Mümkünse maddi olmayan jestler. Cebine güzel bir cümlenin yazdığı not kağıdı koymak ve iş yerine gittiğinde o notu görüp gülümsemesini sağlamak gibi. Ya da masa başında bir işe gömülmüşken bir kahve bırakmak masaya. Yemek yaparken her zaman kendi bildiğin gibi değil de orta yolu da bulmaya çalışarak. Menemeni yumurtasız da sevmeye çalışmak. “Yumurtasız menemen mi olur?” tartışmasına girmeden.

Bir de kendimi de içine katarak söylüyorum maalesef modern zaman ilişkilerinde gemileri yakmak son derece kolay. Kimsenin kimseye tahammülü yok. “Hiç uğraşamam” diyerek engelle butonuna basıveriyoruz hemen.

Oysa dedemin sağ iken diktiği erik ağacını dedemin vefatının üstünden 13 yıl geçtikten sonra apartmandakiler kesmek istediği için bütün apartmana cephe almıştı 80 yaşındaki anneannem. 80 yıllık ömründe tek bildiği isim onun ismi. Küçük yaşta nişanlanmış dedemle. Aşk evliliği değil görücü usulü. Dedemin babaannesi (kaynanasının kaynanası) ile aynı evde yaşamış. Varlığı da görmüş yokluğu da. Dedem çalışmak için İstanbul’a geldiğinde köyde hem erkek işinde hem kadın işinde çalışıp 6 çocuk büyütmüş. Ne uzaklık bitirmiş anneannemin sevdasını ne de zorluklar. Ardından İstanbul’a taşınmışlar. Yeni bir şehre alışmış sevdiği adam için. Yıllar geçmiş sevgisi bir gram eksilmemiş. Kısacası sevmiş emek vermiş, fedakarlık yapmış.

Emek vermediğimiz sevgi kalp hamallığından başka bir şey değil vesselam.

Yorum Yazın