Şiir gibi bir intikam romanı: “Tol”

Birkaç aydır hevesle, aşkla elime aldığım her kitabı yarım bırakarak başucumda küçük bir “okunamamış kitaplar kütüphanesi” kurdum.  Not defterimdeki her sayfada başka başka kitaplara ait notlar, alıntılar silsilesine bakarak, neden bu kitapların sonunu getiremiyorum diye kendime sorup duruyordum. Kulağa komik gelebilir ama sanki beni bu durumdan çekip alacak kahraman bir kitap bekliyor gibiydim. Okumayı, kitapları çok severken neden böyle birden takılıp kaldığımı, duraksadığımı anlayamasam da çivi çiviyi söker misali bu tutsaklıktan beni yine bir kitabın kurtaracağını adım gibi biliyordum. Nihayetinde de öyle oldu. “Tol” beni bu durumdan kurtaran kahraman kitap oldu.

Tol, Murat Uyurkulak’ın 2002 yılında yayımlanmış ilk romanı. Bir intikam romanı olan Tol,  devrim zamanlarını konu edinerek, devrimin acısını, mücadelesini, yaşayanların gözünden yansıtarak, yakın geçmişimize doğru farklı bir bakışla ve üslupla uzanıyor. Bunun yanında kitapta birbiriyle bağlantılı birçok insanın hikayesi anlatılıyor ve her bir hikaye farklı bir etkileyicilikle karşımıza çıkıyor.

Romanın asıl kahramanı Yusuf bir yayınevinde düzeltmen olarak çalışıyor, fakat işyerinden kovulduktan sonra kendini yok etmek istemesiyle gözlerini bir tren kompartımanında açması bir oluyor. Yanında ise onu, hiç tanımadığı babasına götüren Şair var. Kitap üç bölüme ayrılmış T, O ve L. Kitabın adıyla ilgili araştırma yaptığımda farklı anlamlara ve farklı görüşlere rastladım fakat kesin bir bilgi yok. Ben de çok fazla sorgulamayıp gizemli kalması yönünde oyumu kullandım.

“Dünyada varoluşumun bu kadar sorunlu olacağını hiç tahmin etmezdim. Yirmi yaşında, kalıbı, rotası, adı gayet belli bir hayata yazılıydım. Otuz yaşına geldiğimdeyse, bin kapıdan kışlanmış bir tavuk kadar şaşkındım. Ne bir rotam, ne kalıbım, ne de adım kalmıştı artık. Bildiğim, öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim. Ağzımı araladığımda, dudaklarım yuvarlaklaşıp bir balık misali ağır ağır açılıp kapanıyor, beynimde cümle fikrimi felç eden sıcak, koyu sıvılar dolaşıyordu. Oysa yaşlandıkça, en azından birkaç şeyden emin olması gerekmez miydi insanın?”

Çok sürükleyici bir kitap olmasına rağmen, kolay görünen fakat özünde zor bir kitap olduğunu söyleyebilirim Tol için. Okuduğunuzun hangi karakterle ilgili olduğunu bazı yerlerde anlamayabiliyorsunuz, kafa karışıklığıyla düşüncelere dalabiliyorsunuz ya da önceki sayfalara tekrar göz gezdirebiliyorsunuz. Fakat sayfalar ilerledikçe her şey çözüme kavuşuyor. Sonraları fark ettim ki Tol‘un bu karmaşıklığı aslında onu çekici kılan bir özellikti.

“Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.”

Tol‘u sevmemdeki en büyük etkense sayfalarında sıkça rastladığım o şiirsel dil… Sorgulamalar, iç hesaplaşmalar, devinimler ve bazı betimlemeler etkileyici ve dondurucu bir şiirsellikle anlatılmış romanda. Ayrıca Murat Uyurkulak’ın, şiirsellikle birlikte sertliği, öfkeyi nasıl aynı potada erittiğini Tol‘u okuduğunuzda çok net göreceksiniz. Artık Yeraltı Edebiyatı’nın Türk temsilcisi Murat Uyurkulak’tır benim gözümde.

Doğru kitap, doğru zamanla birleştiğinde ortaya müthiş bir okuma hazzı çıktığı gerçeğini bir kez daha anladım. Ben Tol‘daki hikâyeyi, karmaşayı, duyguyu, anlatımı, virgülleri, üç noktaları çok sevdim ve okurken çok keyif aldım. İhtiyacım olan tam da buymuş demek ki. Hatta şunu da söylemeden geçemeyeceğim; Tol‘u bitirdikten sonra neredeyse başa dönüp tekrar okumaya başlayacaktım. Murat Uyurkulak için de, favori yazarlarımın arasına girdi dersem yalan olmaz. Anlatım dili gerçekten çok ustaca; sıradan ve sıkıcı değil, okuyucuyu adeta sayfalara bağlıyor. En kısa zamanda Uyurkulak’ın ikinci kitabı olan Har‘ı da almayı düşünüyorum.

Tol okunması gereken, okumaya değer bir kitap. Elbette Tol üzerine söylenecek sözler bitmemiştir, mutlaka eksik kalacaktır, kalmıştır da.

En iyisi yolculuk devam etsin…

“Ülke güvercine kesmişti.

Şair’e göz kırptım, o gülerek dilini çıkardı.

Pencereden dışarı baktım.

Tren uçsuz bucaksız bir bozkırda ilerliyordu.

Bir fermuarı çeker gibi…”

Tol Roman Murat Uyurkulak

Yorum Yazın