Simone De Beavouir – Bağımsızlığa Doğru

Beauvoir genç kızlık ve evlilik dönemindeki kadınların sorunlarına eğildikten sonra, bağımsızlık döneminde kadınların özgürlüğünü ellerine kolayca vermeyi reddederek onların canını yakacak birtakım ağır eleştirilerde bulunuyor. Feminizmin daha iyi bir tanımının bu şekilde yapılabileceğini düşündüğümden bu kitabı değerli buluyorum. Karşı cinsin günlük hayatımızda varoluşu, sancılı, bazen mecburi bazen isteyerek ve tutku ile de olsa problemlerimiz sonlanmamış gibi görünüyor.

Yazar kadının durumu ve kişiliği ile başlar sözlerine, Eski Yunan’dan bugüne kadının ne için ahlak düşmanı, ilgiye muhtaç ve çıkarcı olarak betimlendiğini anlamaya çalışır. Beynimizin hücrelerine ya da biyolojimizin tam ortasına kazınmışçasına ceremesini çektiğimiz ‘ikinci cins’ olma durumu, kalıplar halinde dört yanımızı kaplamıştır. Yapılması gereken ise, bunu doğal bir suçlama gibi gösteren argümanları haksız çıkaracak araştırmaların gözler önüne serilmesidir. ‘Kadın doğulmaz, kadın olunur.’ diyen Beauvoir, konu üzerine pek çok makale yazmış, kültürün, mekanik dayanışmanın, ev içi emek farkındasızlığının, aynı zamanda kolaycılığa kaçmayı yeğleyen kadınların ve ‘erkek dünyasının’ etkileri altında bir kavramın nasıl değişebildiğini gözler önüne sermiştir.

‘Ev işleri hemen hemen teknik bir çalışmadır; yalnız kadının mekanik nedenselliğin yasalarına inanmasına izin vermeyecek kadar tekdüzeli ve ilkeldirler.’ diye yazan Simone, dünyayı erkeklerin kurduğunu bir kez kabul ettikten ve birtakım işlerin kendileri için fazla ağır ve zahmetli olduğuna inandırılan kadınlar, bunu bir kaçış yöntemi olarak görmeye başlar der. Evine ve kendi etine kapanarak edilgen olduğunu kabullenir. Böylesi daha güvenli ve kısa yol gibi gözükmektedir. Kuşatıldığı bu ‘güven’ dairesinden çıkmak ve ‘kısmetini’ başka türlü yazmak ise hiçbir kadın için o kadar kolay olmayacaktır.

‘’Her erkek, en muhafazakarı bile belli bir oranda evrimin kaçınılmaz olduğunu bilir. Gerek eylemini, gerek düşüncesini buna göre oluşturur. Tarihin oluşumuna katılmayan yahut anonim kalan kadın, onun gereklerini anlamaz ve gelecekten çekinmeye başlar. Babasının, erkek kardeşinin, kocasının koyduğu putlar yıkıldığında nelere tutunacağını bilemez. Bu yüzden de canını dişine takarak bu putları savunmaya girişir. Bir toplum çözüldüğü zaman galiplerin ayağına ilk kapanan kadınlardır.’’

Bu anlamda erkekler tertemiz kalmakta sapık, fahişe olarak adlandırılan hep kadın olmakta ancak arzın talepten doğduğu unutulmaktadır. Bu boşluktan kurtulmayı ise çoğu zaman din kavramı sağlamaktadır, erkeğin de kadının da kendine hoşgörü ile bakmasını sağlayan bu değer, kadınları özgürlüğüne kavuşturacak her şeyin önünde koca bir engel olarak durmaktadır. Erkeği ise iç özgürlüğüne kavuşturmakta çok başarılı olabilmektedir. İki cinsin durumu tepeden tırnağa değişiktir.

Ardından kadınların kişiliğini birtakım genelleme ve kalıplara ayırır yazar, birincisi kendine hayran kadın, ikincisi sevdalı kadın üçüncüsü sofu dördüncüsü ise bağımsız kadındır. Kendine hayran kadın, kendini acımasızca eleştiremediği gibi Virginia Woolf’un da dediği gibi erkekleri kocaman gösteren aynalardan birinin görevini üstlenmektedir. Edilginliği vücudunun kullanılmasıyla pekiştirilmiş, varoluşunu tamamlamayı fiziksel harici başka bir yöntemde aramamıştır. Sevdalı kadın karşısındaki erkek uğrunda kendi ben’inden vazgeçer. Taptığı erkeğin yıkıcılığını ve bayağılığını gördükten sonra ,sevdiği erkeğin evreninden çıktığına inanamadığı için kibar tavırları yok olarak bir takım yoz tartışmalar başlatır.

‘Oysa birer dev olmalarını beklemeseniz erkekler hiç de dev gibi gelmeyecektir gözünüze’ der Simone, tarihin ve kültürün getirdiği güç ve iktidar arayışı erkeğin vücudu ve benliğinde bütünlenir, kadın bunu bulamadığı yahut ezici şekilde fazla bulduğu zaman sorunlar başlar. Bir erkek bir kadına sürekli olarak bağlandığında bile ille de gerekli olduğu söylenemez fakat kadın için aynı durum geçerli değildir, erkeği uykusu bile sevdada bencil olduğu hissini yaratabilmektedir kadında. Tarihteki birçok kadının yazılarından bunu anlayabiliyoruz. Sofu inancın ateşi ise çoğu zaman insanı başarısızlığa götürür sebebi ise özgürlüğün bir kandırmaca, bir ideal olarak kalmasıdır. Onu olumlu bir eylem ile dünyaya yansıtmak mecburidir. Bağımsızlığa doğru, kadın kendisini bir ‘tanrıya doğrulatmaktan’ vazgeçmek üzeredir, büyük işler yapamamasındaki en büyük engel benini unutamamasıdır. Bir çok erkek az ya da çok yaptığı işten zevk alırken, kadın kararsızlıkları arasında boğulmakta ve bu kararları her saniye tazelemektedir. Bu beni unutabilmesi için ise önce tamamıyla bulması gerekir. Yaptığı işe varoluş sebebini bulabilen tüm kadınlar bu boyunduruktan kurtulacak, kendilerini birer insani varlık olarak gerçekleştirebileceklerdir.

Kendilerini olumlamak ve hoşa gitmek için hareket etmeyecek kadınlar er ya da geç bu özgürlük sürecinin atlısı olacaklardır…

Yorum Yazın