SİYASET FELSEFESİ ve AHLÂK FELSEFESİ

Siyaset felsefesinin temel konusu siyasal gücün ahlâkî olarak değerlendirilmesini kapsar. Siyasal gücün en mühim tezahürü, toplumun diğer bütün bireyleri, kurumları ve kurallarının üzerinde en güçlü etki ve yetkiyle donatılmış yönetime ve bunlarla ilgili kanunlara sahip olan devlette ortaya çıkar. Siyaset felsefesi bu güçlü siyasal iktidarları ahlâkî kontrol altına alarak iktidarın kaynağı, sınırları, amaç ve hedefleri hakkında ahlâkî koşullarla onları denetleyecek sınırlar getirmeyi hedef alır.

Ahlâk felsefesi, insan eylemlerini ve bu eylemlerin dayandığı ilkeleri konu alan felsefe dalıdır. Buna göre ahlâk felsefesi, ahlâk alanında hakim olan ilkeleri, “iyi” ve “kötü” nün ne olduğunu, ahlâklılığın ne anlama geldiğini ele alır. Ahlâklılığın ne olduğu üzerinde durur; özünü ve temellerini araştırır. İnsanın davranışlarında özgür olup olmadığını sorgular. Hangi eylemlerin ahlâklı olabileceğini irdeler. Bunlar için bir takım ölçütler koyar. Kısacası ahlâk felsefesi, ahlâk hayatı üzerinde sistemli bir biçimde düşünme ve soruşturmadır.

Siyaset felsefesinin ahlâk felsefesinin bir yan uygulaması ya da bir yan dalı olarak adlandırılması bu teşekküllüdür. Bu iki felsefe dalı ve kendi konuları arasındaki bağlar mütemadiyen yanlış izah edilir. Defaatle: Siyaset felsefesi devlet için zorunlu ve iyi olanla ilgilenirken ahlâk felsefesi birey için zorunlu ve iyi olanla ilgilenir veya siyaset bilimi insanın görünen eylemleriyle ilgiliyken ahlâk ilmi ise insanın iç hayatıyla ilgilidir yorumları yapılır. Bazı anlar ahlâk ilmi ve siyaset biliminin birbirinden keskin hatlarla ayrılması gerektiği de vurgulanır. Bu tarz keskin bir ayrım için iki iddia ileri sürülürken İlki; insanların birbirleriyle ilişkilerindeki ahlâkî gereklilik, siyasal güç elde etme ya da milli menfaat peşinde koşma gibi eğilimler ve tavırlardan farklı olduğunu savunurken diğeri, siyasal anlaşmazlıkları ahlâk kavramlarıyla tartışmanın onları çözülemez hale getirdiğini savunur. çünkü bu gerçeği ihmal etmek beraberinde ahlâk dersi vermeye yol açar. Hatta insanlar ahlâkî ilkenin ne olduğu konusunda da anlaşmaya isteksiz gibidirler.

Bu bakış açıları defaatle birbirine karıştırılırken Ahlâk felsefesi, sadece birey merkezli ortaya çıkan sorunları içermez. Çünkü ahlâkî yükümlülüklerin büyük bir kısmı bireyler arası alanla sınırlı değildir. Yine ahlâk felsefesi yalnızca içsel güdüler ve amaçlarla ilgili de değildir. Zira görünen eylemler de onların altında yatan özel güdüler göz önüne alınmadan ahlâkî açıdan değerlendirilebilir. Diğer taraftan siyaset felsefesi görünen eylemlerle olduğu kadar kişilik ve güdü ile de uğraşır. Örneğin, yasal bağlamda kasıt ve bilinçlilik durumu, suç sorumluluğunun oluşmasında önemlidir; ve genel olarak, her siyasal rejim gönüllü itaati ve tam bir vicdanî bağlılığı elde etmeyi dener. Ayrıca belli bir siyasal temsilci ve topluluğun amaçları ne olursa olsun, onların eylemleri sade bir biçimde ahlâkî eleştiriye tabi tutulabilir ve tutulmalıdır. Çünkü onların eylemleri, insanların hüznüne ya da mutluluğuna yol açacak çok büyük neticeler doğurmaktadır. Böyle bir değerlendirme siyasal gücün gerçekliğini inkâr etmeyi ya da sarsılmaz bir ahlâkçılığı gerektirmez. Tersine, hoşgörüsüz duran ideolojilere karşı durarak karşılıklı düşünmeyi vurgulayan ahlâk kuralları çerçevesinde kalarak, var olan siyasal tartışmalarda ve bunlar doğrultusunda oluşan değerlendirmelerde belirli bir ahlâkî değer vardır. Bu oluşmuş olan ahlâkî ilkelerin uygulanabilirliği, öncelikle mecburi olarak kendi hakikatlerinin reel bir şekilde fark edilmesini arzu eder.

Siyaset felsefesi ile ahlâk felsefesi arasındaki bu ilişkiyi net bir şekilde ortaya koymak gerekirse şunları ifade etmek zaruridir. Ahlâk felsefesi, ahlâkî değerler ve yükümlülükler hakkında oluşan en genel düşüncelerle ilgilidir; siyaset felsefesi ise siyaset ve siyasal düzenin ahlâkî meselelerine bu düşüncelerin uygulanmasıyla ilgilenir. Böyle bir uygulama çok somut olaylardan çok soyut meselelere kadar geniş bir alanda saha bulabilir. Aslında bunun yanı sıra siyaset felsefesi, hükümet ya da kamu politikalarının ahlâkî meselelerine cevap vermek için temel ilkeler ve ölçütler ortaya koymak, onları tahlil etmek ve geliştirmekle ilgilenir. Bu durumu ve tahlilleri sürdürürken siyaset felsefesi söz konusu meseleler hakkında birini diğerine karşı haklı çıkarmada geçerli kanıtlar ortaya koyar.

Bu zihinsel veya akılcı çabasından ötürü siyaset felsefesi bir ideolojiyle sınırlanamaz. Zira ideoloji, bir topluluğun kendi arzularını elde etmek için ileri sürdüğü iddialarını akla yatkın hale getirmesi anlamına gelir. Siyaset felsefesi konusunda yapılan büyük çalışmaların çoğu, belirli ve önemli tarihsel dönemlerde ortaya çıkan konuların güçlü inançlarını yansıtmasına ve sık sık bu konuların şekillenmesinde büyük çaba harcamasına rağmen, bir siyaset felsefesinin önemi, kendi tarihsel dönemine aidiyet izlerini aşmasında ortaya çıkar.

Bir ideoloji yalnızca propaganda, ikna etme çabası ve aşırıcı zaferle değil, sadece doğruluk, dürüstlük, geçerlilik ve haklı çıkarma gibi genel geçer ilkelerle ilgilendiğinde bir ”siyaset felsefesi” olur.

Siyaset felsefesinin temel konusu, siyasi kuvvetle ortaya çıkan temel ahlâkî konulara verdiği cevapları reel bir şekilde ileri sürmek ve onları temellendirerek savunmak olmasına rağmen, başka iki alt görevi daha mevcuttur. İlki mantıksal çerçevede genel ve temel siyasal yargılar oluşturmaz ve ileri sürmez, aynı zamanda onların mantıksal tahlillerine de kafa yorar. Bu, siyasal yargıların ya da değerlendirmelerin desteklenebildiği veya haklı çıkarılabildiği usullerin bir araştırmasını içerir. Aynı zamanda “devlet”, “hukuk”, “hükümet”, “güç”, “otorite”, “adalet”, “hak”, “özgürlük”, “eşitlik” gibi, siyasal yargılamaları tasvir eden önemli kavramların anlamlarının tahlilini de içerir. Siyaset felsefesinin bu mantıksal görevi ile onun temel ahlâkî görevi arasındaki ilişkide bir üstü kapalılık vardır ancak bu durum ilişkinin karmaşıklığından ileri gelir.

Siyaset felsefesinin ikinci alt görevi gerçeklere dayanır veya tecrübîdir. Siyaset felsefesi, siyaset bilimine ve deneyime dayalı sosyal araştırmaların ilgilendiği olgulara başvurmak zorundadır veya en azından onları hesaba katmalıdır. Bunun temel nedeni “-meli, -malı”nın “-ebilir”i içerdiği meşhur Kantçı öğretide özetlenir. Eğer siyaset filozofu, insanların siyasal ilişkilerinde ahlâkî olarak uyması gerekenleri söyleyecekse şu halde o, kesinliklerin ihtimalleri sınırladığından dolayı bu alanda muhtemel olan şeyi bilmelidir. Bu durum, siyaset filozofunun niçin sürekli olarak insan doğası hakkında temel fiilî meselelerle, toplumun ve devletin nedensel belirlenmişlikleriyle ilgilendiğini açıklar.

Ahlak felsefesinin gelişimi incelendiğinde neyin “iyi” ya da “doğru” ve neyin “kötü” ya da “yanlış” olduğunun zaman ve mekan itibariyle sürekli olarak değişime uğradığı görülür. Eski Antik Çağ Ahlakı, ahlaki değer yargılarını mutluluk amacına yönelik olarak belirlemeye çalışmıştır. Antik Çağ düşünürlerinin hemen hepsi (Sokrates, Platon, Aristo, Epiküros ve diğerleri) “mutlu olmak için insanoğlu ne yapmalı, nasıl yaşamalı?” sorusu ile ilgilenmişlerdir. Bu bakımdan bu eski Antik Çağ ahlak anlayışı Mutluluk Ahlakı (Eudaimonism) olarak isimlendirilir.  Siyasal ahlâkın çıkarımları, ister doğrudan yaşanan fiilî meselelere verilen cevaplardan çıkarılsın isterse çıkarılmasın, cevaplar en azından bu çıkarımlar doğrultusunda sınırlanmış olan durumları gösterir. Onlar çıkarımlar için gerekli olan ve tamamen uygun ahlâkî öncüllerden oluşan yeterli koşulları sağlar. Bunlarla birlikte siyaset felsefesinin merkezinde, siyasal ahlâkın temel meselelerine cevap vererek geliştirdiği ve ortaya koyduğu genel ve temel ahlâkî ölçütler veya ilkeler bulunmaktadır.

Görsel: La mort de Socrates – Jacques Louis David

Yorum Yazın