Soma, Ermenek… Bize yeni bir zihniyet gerek

Biz millet olarak çok pratik insanlarız.  Bu yüzden açık bulma ve bunları kapatmada üzerimize yok. Eğer dünyada üçkağıdizm diye fikir hareketi olsaydı hiç şüphesiz başı biz çeker, bu mevzuda ciltler dolusu eser verirdik.
Yaşanmış örnekler vereyim.

İsveç’te yaşayan eli kalem tutan vatandaşımızı bir gün müdavimi olduğu kütüphaneden arayıp, ‘Yarın gelin görüşelim’ demişler. Kalkmış ertesi gün gitmiş. Söze girmişler:
“Burada yaşayan çok sayıda Türk var. Onlar için Türkiye’den kitap getirtiyoruz. Fakat hiç ilgi görmüyor. Okur sayısının artırılması konusunda sizden yardım rica ediyoruz. Aksi halde kitap alamayacağız.”
Adamcağız bu durumda ne yapsın?
Mahcubiyet içinde ‘peki’ demiş.
Bizim Türkler toplu olarak nerede bulunur?
Ya bir dernekte kahvehanede ya da lokalde.
Kahvehaneye uğramış, okey oynayanların başına gelip vaziyeti anlatmış.
“Bu bir şeref izzet mücadelesi. Koca Türkiye’nin itibarını böyle mi koruyacağız” demiş.
Tabii birisi cevabı yetiştirmiş:
“Ondan kolay ne var birader. Bizde taştan, iskambilden kitaba fırsat gelmez. Ama madem bu milli mesele hallederiz. 40-50 kişiyi kütüphaneye götürüp üye yaparız. İki haftaya bir uğrar kitapları değiştiriverirler. Okunup okunmadığını nereden bilecekler. Sınava çekecek halleri yok ya!”
Bu işgüzarın teklifine siz olsanız ne cevap verirsiniz?
Tabii ki adam, ertesi gün gidip kütüphane görevlilerine ‘Üzgünüm, çözüm bulamadım’ demiş.
Bizim hemen her işimiz öyle…

Soma’da 301 vatan evladı öldü. Sebep; işte o ters kontak. Denetleyenle denetlenen akraba çıktı, iş kitabına uydurulmuştu.
Olaydan sonra yasal düzenlemeler yapıldı ama 6 ay geçmeden Ermenek’te 18 madenci sular altında kaldı.
İşin ilginci iki maden firması da sözleşmiş gibi “Bu bir doğal afet, bütün denetlemelerden geçtik, nasıl olduğunu anlayamadık” dedi.
Fakat sonra bir sürü açıkları çıktı.
Onun için dünya ölçeğinde kuralları da çizmiş olsa bizim ülkede ne kanundan ne kitaptan umutluyum.
Çünkü problem kanunda değil, onu uygulayan insanda.

Bir bakanlıkta müfettiş olan mühendis arkadaşım, Bursa’ya denetlemeye gitmiş. Firmanın sahibi ‘hoş geldiniz’ dedikten sonra şöyle sormuş:
“Sizin bakan Faruk’tu değil mi?”
Lafa bak hizaya gel dedikleri işte bu olsa gerek.
Güya “Ben bakanı tanıyorum, ismiyle hitap edecek kadar da ona yakınım. Ayağınızı denk alın, raporunuzu ona göre yazın” demek istemiş.
Cüretkârlığa bakın.
Nitekim aynı bakan Ermenek’teki kazadan sonra “Ocağı kapatacağımız zaman işveren 50 kişiyi devreye sokuyor” dedi.
Demek ki  o da muzdarip.
Daha ne desin?
Daha ne diyelim?
Hadi kendinizi/mizi kandırıyorsunuz bari garibanın canını yakmayın.

Yorum Yazın