Tırtıldan Kelebeğe

Annemin elini ilk defa bırakmış, farklı bir dünyaya adım atmıştım seni tanıdığım gün. Kozasından sıyrılmış bir kelebek kadar narin ve ürkektim. Beni avucuna aldın öğretmenim. Ne kapattın ellerini büsbütün, ne de hayata hazır değilken uçmama izin verdin. Haklıydın; korkardın o incecik kanatlarımı yıpratmaktan, tam uçacakken yere yaklaşmamdan.

Bir gün bıraktın elimi, “Daha da yükseleceksin” dedin. “Yanında binlerce ben olacak!” Onları da tanıdım. Sevdim.

Her biri biraz daha yüceltti beni.

Önce gözlerini verdin. Sadece bakmayı değil, görmeyi de öğrendim.  Sonra ellerini uzattın ellerimin üstüne. Ali, Ayşe derken destanlar yazdım sayenizde.  Yazdıkça kurtuldum yüklerimden. Bıraktım bencilliğimi, zalimliğimi, hoşgörüsüzlüğümü.  İnsancıl duygulara büründüm senin kanatlarının altında.

En sonunda kalbini uzattın, “kalbinle duy” dedin; “rüzgarın sesini, kuşların cıvıltısını”.

Yüreğimin en deriniyle duymayı senden öğrendim. “Sevmek” kelimesinin altı harften ibaret olduğunu, içindeki gizli anlamları ifade etmeye sözcüklerin yetmediğini.  Hatta bazen bir ömrün bile bu uğurda az kaldığını öğrendim. “Öğrenebileceklerin sonsuz…” dedin, açtım kanatlarımı sonsuzluğa.  Sonsuzluk sendin öğretmenim.

Her kanat çırpışımda yeni şeyler öğrendim. Öğrendikçe gördüm gözlerini, ellerini, kalbini. Bir pusula misali yol gösterdiler. Zifiri karanlık gecelerimde gün ışığı oldu sözlerin.  Hayat boyu ödenemeyecek bir borcum varsa bilin ki sizedir öğretmenin.  Altından kalkamam almadan verdiklerinizin.  Fedakarlıklarını ödemeye kalksam ezilirim ağırlığı altında. Ve sesini duyarım her hata yapışımda.

Tecrübelerimi aşınmaz bir zırh yaparım. Ele geçirilemeyecek son kalem sensin öğretmenim. Barışa giden yolumun taşları hep senin eserin. Bir nakkaş inceliğinde dokuduğun hayatımın, sahnesinde ben olsam da, perde arkasındaki öncüm sensin. Alkışlar ise benim sana dinmeyen minnetim.

Konuştukça seni söyler, duydukça seni dinlerim.

Ben senin köyünün serin sularıyım öğretmenim. Olur da suda aksini görür, gülümsersin belki. Bizimle duyduğun gurur dolar içine. Yaşarır gözlerin suların serinliğinde.

İşte o zaman bir kelebek daha kozasını yırtar, hızla yükselir göğe.

Ayrıldığı avucun ateşi, elindeki sönmeyen meşalede…

Yorum Yazın