Tolerans

Doğum ile başlayan hayatın neresinde olduğumuzu bilme şansına ne yazık ki sahip değiliz. Nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi hiç düşünmeyiz. Zira böyle bir istek bizi son derece yoğun, yorucu ve sonuç alınamayacak bir düşünce eylemi içine sokar. İş ve özel hayatımızın akışı içindeki yorgunluk ve bezginliğimiz de böyle bir beyin faaliyetine zaten imkân vermez. Gerçekte hayatımız öylesine acımasız ve anlamsız bir mücadeleye dönüşmektedir ki, adeta bir robotlaşma eğilimi içine sokmaktadır bizi. Arzularımızın, beklentilerimizin, ihtiraslarımızın, kısaca iç iticilerimizin kısır döngüsüne bağımlı bir robotlaşmadır bu. Bazen ‘yaşamak için mi çalışıyoruz?’, yoksa ‘çalışmak için mi yaşıyoruz?’ sorularına cevap verebilmemiz bile mümkün olamamaktadır. Ama bilinen bir gerçektir ki, iki uydu dilimi arasındaki zaman parçasında tükettiğimiz bedensel, beyinsel ve ruhsal enerjimizin pek farkında da değiliz. Belki de başka çıkar bir yol bilmediğimiz için, kendimizi tüketmemizin suçluluğunu saklayabilecek yollar aramaktayız. Bu tüketimin maliyetinin bazen işimize, bazen yuvamıza, ama her zaman sağlığımıza fatura edilişine mani olamamanın ezikliğini, bilinçsizce de olsa, hissederek hayatı sürdürüyoruz. Aslında hayatın anlamını açık ve seçik bir şekilde yorumlamak ve sınırlarını çizmek, ilk önemli aşamayı meydana getirir. Zira hayat bir matematiksel sonuçlar topluluğudur. Tüm olayların sonucunda olabilirlikler ya da olamazlıklar vardır. İnsan, olmazlıkları kolaylıkla algılayabilir. Ama olabilirlikler, onun (arzu, hayal, beklenti gibi) ayrılmaz parçası olan duygularının içinde yer alır.

Oysa hayal ile gerçek, beklenen ile elde edilen, arzu edilen ile sahip olunan arasındaki denge ya da eşitlik insanın huzur, doyum gibi adlar taşıyan sükûnetini meydana getirir. Aksi halde ise ‘arzu edilen’ ile ‘sahip olunan’, ‘beklenen’ ile ‘elde edilen’ arasındaki olumsuz fark insanı ister istemez rahatsız eder; düş kırıklığına uğratır ya da haksız yere hayata karamsar bakmasına neden olur. Halbuki hayat hep aynı gerçeklikte devam etmekte ve her insan bu gerçekliğin bir başka noktasında ya da açısında bulunmaktadır. Olumlu ya da olumsuz, güzel ya da çirkin, iyi ya da kötü hep var olan gerçeklerdir. Ama nedense, insan daima olumlu, güzel ve iyiyi tercih eder, bekler ve ister. Oysa her biri, diğeri kadar gerçek ve geçerlidir. O halde insan arzu etmediği seçenekler içinde kalırsa ne yapacaktır? Ya ezilip gidecek ya da yaşamını her şeye rağmen devam ettirmek için çaba gösterecektir. İşte, bu savaşında ona yol gösterici ışık, tolerans (dayanma gücü) olacaktır. Eğer insan toleransa sahip olmamışsa, ya elde ettiklerinin çılgınlığına ya da elde edemediklerinin zavallılığına esir olacaktır.

Ünlü bir Amerikalı düşünür olan Von Loon ‘Hayatının sürprizlerine dayanabilmeyi ve huzur içinde kalabilmeyi istiyorsak, tolerans sahibi olmamız gerekiyor’ der. İster iş, ister özel hayatımızda olsun tolerans ‘dengelemek’ ya da ‘dengelenmek’ anlamını taşır. Aksi halde bozulan dengenin hangi tarafa ağır basacağını kestirmek mümkün olmaz. ‘Demokrasi bile toleransın politika hayatında uygulanmasıdır’ der, bir Fransız yazar. Ünlü bir ansiklopedi ‘Tolerans Latince kökten gelir, müsamaha etmek, tahammül etmek anlamını taşır’ ifadesi ile kavramı açıklar. Tolerans, yapılan ya da söyleyenlerin hemen kabul edilmesi ve uygun bulunması değildir. Bununla, başkalarının da düşünce, hareket ve davranışlarının olabileceğini kabul etmek ve bundan huzursuzluk duymamak hali anlatılır. Tolerans, bananecilik değildir. Aksine güdüsel ve ani tepki göstermek yerine, olayla tepki arasına bilerek zaman sokabilmek şansını veren bir yetenektir. Hazreti Mevlâna ‘Ne olursan ol yine gel’ derken, toleransın gücünü ispat etmiş ve böylece yediyüz yıldan beri bütün dinlerin insanları tarafından saygı ile anılmaktadır. Tolerans, yaratanın yarattıklarına saygı göstermeyi öğretir. Tolerans ne kendi için başkalarını, ne de başkaları için kendini harcamayı öğretir. Tolerans cahillikten, menfaatçilikten, tutkulardan ve korkulardan arınmaya imkân verir ki, beraberinde çevreyi anlayıp kabul edebilecek kadar bilgili, menfaatlerin esiri olmayacak kadar kontrollü, alışkanlıkların tutsaklığına girmeyecek kadar dengeli ve korkmayacak kadar güvenli olmayı getirir.

 

Yorum Yazın