Toplumsal görgüsüzleşme

Bu hale nasıl geldik?

Toplumsal ‘görgüsüzleşme’den ve duyarsızlaşmadan bahsediyorum. Yaşadığımız çevreye, insanlara, hayvanlara karşı duyarsız bireylerin sayısı her geçen gün artıyor. Sözde modernleşen ve zenginleşen insanlar insani değerlerinden uzaklaşıyor; ekonomik güçlenmeyi hoyratlaşmak ve ötekileştirmek olarak algılar hale geliyor.

Belki bu süreçte toplumsal afallamaların nedeni ani zenginleşmedir. Sindirilmeden, hızla gerçekleşen sınıf atlamalar görgüsüzleşmeyi de beraberinde getiriyor. Kırmızı ışıkta beklerken lüks araçlarının kapılarını açıp uluorta caddeye tüküren, aldıkları evleri, eşyaları, arabaları birbirinin gözünün içine sokan insanlar çoğalıyor. Başkalarının duygularını önemsemeden, onları dinlemeden parayla her sorunu çözeceğini zanneden kişiler rol modellerimiz oluyor.

Asıl endişe veren ise çocukların da bu kültürle yetişmeye başlaması. Beş altı yaşındaki çocuklar oyuncakları ve kıyafetleri markalarına ve fiyatlarına göre ayırıyorlarsa, benimki seninkinden daha pahalı mukayesesi yapıyorlarsa, arkadaşlarının üzülmesi onlar için bir anlam ifade etmiyorsa, ellerine aldıkları oyuncaklarla oynamaya koyulmak yerine orijinali mi yoksa taklidi mi muhabbetine dalıyorlarsa durum vahim demektir.

Bütün bunlara neden olan süreci felsefi, siyasal ve ekonomik bakımlardan sıralayabiliriz. Hatta küreselleşen ekonomi ve kapitalizme de yüklenebiliriz. Üzerine birçok kuram üretiriz ki, bunun birçoğu da doğru olur. Ama şahısların bu süreçte hiç mi rolü yok? Ekmek yaptıklarında, yemek pişirdiklerinde ‘kokmuştur’ diye bütün mahalleye dağıtan, çocuklarına paylaşmayı öğütleyen, komşusu eşini kaybetmişse nispet olmasın diye eşinin yanında yürümeyip belirli bir mesafe ile yürüyen insanların olduğu naif ve düşünceli toplumun bireyleri sermaye karşısında nasıl bu kadar güçsüz olabilir!

İnsan ne zamanki varoluş gayesini unuttu, o zaman kendisine ait olmayan zenginleşmenin kölesi haline geldi. Her birey durup, bu gidişin neresinde olduğunu sorgulamalı.

Elbette zamanın ve şartların getirdiği imkânları kullanalım ancak ortak yaşama kültürünü kaybetmeden, bizim dışımızdakilerin de haklarına saygı duyarak, insanları sınıflandırmadan, varolanı paylaşarak bunu yapalım. Dahası çocuklarımızın tertemiz dünyasını maddenin kölelerinin kirletmesine müsaade etmeyelim.

İhtiraslarımıza, zaaflarımıza ve doyumsuzluklarımıza gelecek nesilleri kurban etmeyelim. Oyuncaklar onlar için güç ve üstünlük aracı değil sadece oyun arkadaşları olsun.

Yorum Yazın