Türkiye’de kadının iş gücüne katılımı

Dünya her geçen gün yaşanması zorlaşan bir yer halini alıyor. Çatışmaların, savaşların, adaletsizliğin hüküm sürdüğü yeryüzünde güç dengeleri de değişiyor. Bu olumsuz şartlardan en çok etkilenenler ise kadınlar. Gün geçmiyor ki gazetelerde, televizyonlarda kadına yönelik taciz, cinayet ve şiddet haberleri görmeyelim.

Kâinatın daha yaşanılır bir yer olması için kadınların güçlenmesi gerekiyor. Daha yetkin ve etkin kadın daha gelişmiş ve müreffeh topluma kapı aralamaktadır.

Teknolojik gelişmeler, çalışma koşullarındaki değişiklikler ve yeni gereksinimler nedeniyle iş hayatında fiziksel güçten ziyade beyin gücüne geçiliyor. Beyin gücüyle fark yaratmak isteyen devletler ve şirketler ise nüfusun tamamını dikkate almak durumundalar; nüfusun yarısını teşkil eden kadınları dışarıda bırakamazlar. Bir yandan ekonomideki bu gelişmeler diğer yandan kadının toplumsal rolüne yönelik olumlu bakışın yaygınlaşması ve eğitim seviyesinin artması ile birlikte son yirmi-otuz yıl içinde kadınların iş hayatına katılımı artmaya başlamış ve bu artış 2000’li yıllarda hızlanmıştır.

 

Türkiye’de 1995-2009 arasındaki dönemde kadınların kırsal alanda işgücüne katılım oranı, %49,3’ten %35,7’ye düşerken, kentlerde %17,1’den %21,3’e çıkmıştır (TÜİK, 2007: 12-13; TÜİK 2009). 2010 yılında ise bu oran % 26 ya yükselmiştir (TÜİK 2010). Türkiye bu rakamlarla Ortadoğu ülkeleriyle birlikte Latin ülkeleri, Avrupa ve Amerika’nın gerisinde kalmaktadır. Tarım hesaba katılmadığında ise, iş gücüne katılım oranı İspanya, Güney Kore ve Portekiz gibi ülkelerin üçte birine denk geliyor. (Kagider)

1990’larda hızlı bir gelişme gösteren girişimcilik erkekler kadar kadınların da ilgisini çekmiş bulunuyor. Uluslararası rakamlara bakıldığında, kayıtlı ekonomi içindeki şirketlerin yüzde 25-33’ünün sahiplerinin kadın olduğu görülüyor (Soysal 85). Dünya Bankası’nın yedi Orta Doğu ülkesinde yapmış olduğu bir çalışmaya göre, toplam 4.000 şirketin %13’ünün sahiplerini kadınlar oluşturuyor (Prifti vd. 2008). Türkiye’de kendi işini kuran kadınların oranı da %13 olarak saptanmıştır.

Araştırmalar dünya ölçeğinde kadın işgücündeki en yüksek artışın endüstrileşmiş ülkelerde olduğunu, en düşük artışın ise zaten işgüçlerinde yüksek oranda kadın bulunan Doğu Avrupa ülkelerinde gerçekleştiğini gösteriyor. Dolayısıyla yalnızca profesyonel olarak çalışan kadın sayısında değil, kadın girişimciliğinde de bir artış var. Bunda AB, OECD, BM gibi uluslararası kuruluşların kadın girişimciliği destekleyici ve yaygınlaştırıcı politikalar izlemesi etkili olmuştur.

Son dönemlerde Türkiye’de kadınları girişimci yapmaya yönelik çalışmaların oldukça çeşitli ve etkin olduğu söylenebilir. Kadın girişimciliğini destekleme ve geliştirme kapsamında; Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM), Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), KOSGEB İş Geliştirme Merkezleri, Sosyal Riski Azaltma Projesi (SRAP), Çok Amaçlı Toplum Merkezleri (ÇATOM), Girişimci Destekleme Merkezleri (GİDEM), Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) gibi kurum ve oluşumlar projeler yürütüyor. Öte yandan 2007-2013 dönemini kapsayan Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda kadın girişimciliğinin desteklenmesi amacıyla birtakım tedbirler öngörülüyor. Kadın girişimciliğinin desteklenmesi amacıyla bankalar kredi programlarını daha etkin hale getirdiler. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Kadın Girişimciler Kurulunu kurdu. Yukarıda belirtilen kamu kuruluşları, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından kadın girişimciliğini arttırmaya yönelik projeler uygulamaya aktarılıyor. Diğer taraftan KOSGEB, Tarım Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı,  İŞKUR gibi kurumlar da kadın girişimciliği konusunda yoğun faaliyetlerde bulunuyor. Özellikle yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, Halk Eğitim Merkezleri girişimcilik eğitimleri vermektedir.

Kadınların erkeklere göre iş gücüne katılımı ve girişimcilik faaliyetleri henüz istenilen seviyede olmasa da, kadınlar her geçen gün ekonomik hayatta daha etkin hale geliyor. Sınırların kalktığı küresel dünyada bilgiyi, teknolojiyi verimli bir şekilde kullananlar ve nüfusunun tamamını etkin bir şekilde istihdam edebilen toplumlar kazanacaktır. Kadın istihdamını ihmal eden ülkeler ise mutsuz bir toplum yaratacaktır. Oysaki insanlar ürettikleri ölçüde mutlu olurlar.

Yorum Yazın