Türkiye’nin engelli karnesi

Ekonomi dünyasının lokomotif kuruluşlarının başında yer alan bir iş adamımız anlatmıştı. İş gereği sık sık seyahat ettiği için ilginç bir şey dikkatini çekmiş. Avrupa’da ne kadar çok engelli bulunduğunu düşünür, “Türkiye’de bu kadar yok” diye sevinirmiş. Ta ki bizim engellilerimizin evde hapis hayatı yaşadığını anlayana kadar! Türkiye’de engelliler sokaklara çıkamadığı için haliyle kimse de onlardan haberdar olamadı/olmuyor.

Uzun yıllardır engelli gerçeğinin içindeyim. Bu konuda haberler yapıyor, yazılar kaleme alıyor, davet edilen yere gidip konuşmacı olarak katılıyorum. Şimdiye kadar birçok ilginç şeyle karşılaştım. Tespitlerimi paylaşmak istiyorum.

Bir konuda politika yürütmeniz için öncelikle veri ve analizleriyle bir durum tespiti ortaya koymanız lazım. Maalesef Türkiye engellilerin dramı uzun yıllar ‘hasır altı’ yapıldı. Öyle ki ülkede ne kadar engelli olduğuna dair ilk ciddi araştırma 2002 yılında gerçekleştirilebildi. Bir kişinin engelli olup olmadığına devlet hastanelerindeki hekim heyeti karar veriyor. Eğer, vücutta en az yüzde 40 oranında fiziksel ve psikolojik kayıp varsa, kişi engelli kabul ediliyor. 12 yıl önce yüzde 40 raporu baz alınarak bir araştırma yapıldı. Buna göre ülkede 8.5 milyon engelli (nüfusun yüzde 12.29’u ediyor) bulunduğu belirlendi. Ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel engellilerin oranı %2.58 iken (yaklaşık 1.8 milyon) süreğen hastalığı olanların oranı ise % 9.70 olduğu tespit edildi.

2005 yılında Türkiye’nin ilk -o zamanki ismiyle- Özürlüler Yasası kabul edildi. Yasa ile engelli hizmetlerinin çerçevesi çizildi. İhtiyaç sahibi engellilere ‘muhtaçlık aylığı’ bağlayan devlet, ağır engellilerin ailelerine de evde bakım maaşı vermeye başladı. Denetleme eksikliği yüzünden bu yardımlar suistimal edildi. Zira, çoğu kişiye maaş alabilmek için haksız raporlar tanzim edildiği belirlendi. Bunun üzerine 2006 yılından eski raporların hepsi geçersiz kılındı. Raporlama sisteminde değişiklik yapıldı. Bu yüzden  engellilik oranı düştü. 2011 yeniden bir düzenlemeye gidildi. Geçen yıl, Aile Bakanı 1 milyon 583 bin 218, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürü ise 4.5 milyon civarında engellinin bulunduğunu açıkladı.

Buradan anladığım kadarıyla 1,6 milyon civarında engelli, 3 milyon civarında süreğen hastalığı olan insan var. (Oysa süreğen hastalığı olanlar da engelli kabul ediliyor.)

Sonuçta, durum vahim! Yani her 20 kişiden biri engelli. Ailelerini de hesaba katarsak, nüfusun dörtte biri bu gerçeğin içinde. Ancak, bu kadar yoğun nüfusa rağmen, engelliler uzun seneler ulaşım, eğitim ve istihdam imkânlarından mahrum kaldı. Engellilere yüklenen “aciz, zavallı, ihtiyaç sahibi” imajı yıkılamadığı için, yapılan hizmetler ‘insan hakkı’ değil, ‘lütuf’muş gibi gösterildi.

Mevzu, 1960’larda yasalara girmeye başladı. Ancak bu kurallar ‘dostlar çarşıda görsün’ kabilinden olduğu için iki kapak arasından öteye gidemedi. Mesela, bir engellinin, hiç kimsenin yardımı olmadan ulaşımını sağlayabilmesine dair yasa, 1997’de kabul edildi. Gerçi 17 sene oldu, hâlâ erişilebilirlik konusunu çözmüş değiliz ama engellilerle ilgili ilk kayda değer çalışmalar o yıllarda başladı. 97’de bu konuda politikalar geliştirmesi için Özürlüler İdaresi Başkanlığı kuruldu. Başbakanlık uhdesinde bulunan daireden istenilen randıman alınamadı. İş yerlerine engelli çalıştırma mecburiyeti getirildi. Engellilerin kullandığı araçların ve evlerin vergiden muaf tutulması sağlandı vs. Nihayetinde 2005’te kabul edilen Özürlüler Kanunu ise bir milat oldu.

Haklarını teslim etmek lazım. AK Parti yasa ve düzenleme anlamında bu konuda çığır açtı. Son 50 yılda, engellilerle ilgili 40’a yakın kayda değer adım atıldı. Bunun yarısına yakını 2002 yılından sonra yapıldı. Şimdiye kadarki düzenlemeleri ele alalım, ardından uygulamaya bakalım. Engelli haklarının gelişimi şöyle:

***

Print

***

Görüldüğü üzere, yasal düzenlemeler ülkedeki engelleri kaldırmak için yeterli sayılabilir. Fakat, iş uygulamaya gelince sıkıntılar yaşanıyor.

Evde hapse devam!: 2005 yılında kabul edilen Özürlüler Yasasıyla yerel yönetimlere bazı ödevler verildi. Belediyeler, 7 yıl içinde ulaşımı erişilebilir hale getirmek zorundaydı. Aksi halde tazminat davaları ve cezalar devreye girecekti. Ancak, 7 yıl dolduğunda yeniden düzenleme gidildi ve bu süre üç yıllığına uzatıldı. Önümüzdeki yıl Temmuz ayında dolacak olan sürenin yeniden uzatılma ihtimali engellileri kara kara düşündürüyor. Zira, insan ulaşım araçlarını kullanamadığı zaman, ne eğitim ne de çalışma hayatına katılabiliyor. Dolayısıyla bu düzenleme hayatın ilk adımı. Büyük şehirlerimizde bir takım düzenlemelere gidildi ama yeterli değil. Metro, metrobüs, tramvay duraklarında bazı asansörlerin çalışmadığını görmek sıradan bir iş. Küçük şehirlerimiz ise çok gerilerde. Festivallere, keyfe keder yurt içi gezilerine binlerce lira harcayan belediyelerimiz, tarla gibi kaldırımları, dağ gibi rampaları, hapishane parmaklıkları gibi mazgalları görmüyor. Önce bunlara el atmak, kimsenin işine de gelmiyor.

Kaynatma eğitimi!: Engelliler, uzun yıllar eğitim hayatından tecrit edildi. Hafif düzeydeki engelli çocukların akranlarıyla birlikte aynı sınıfta eğitim almaları için kaynaştırma eğitimi getirildi. Engelli olmayanların engellileri küçük yaşta öğrenmesini sağlayacak yerinde bir adımdı. Fikir harika, fakat uygulama problemli.  Hâlâ bazı veliler, çocuklarının engelli çocuklarla eğitim almasına karşı çıkıyor. Onlara vebalı muamelesi yapılıyor. Bu konuda öğretmenler ise yeterli gelmiyor. Zira, öğretmenler engelli gerçeğiyle ancak göreve başladıklarında karşılaşıyorlar.

Bu arada orta düzeydeki engelli çocuklar için de ilk okullarda özel eğitim alt sınıfları oluşturuldu. Engellilerin okulda eğitim alması… Ne kadar güzel fikir değil mi? Geçenlerde bir ilçe eğitim müdürüyle görüştüm. “İlçemizde 25 alt sınıf var, sadece 5’i özel eğitim öğretmeni. Diğerleri işletme, iktisat vs. mezunlarından… Böyle bir durumda bu çocuklara nasıl faydanız dokunabilir ki…” diye dert yanarken aslında durumu özetliyor.

Rehabilitasyon bilmecesi: Bence, engelli eğitiminin kanayan yaralarından biri rehabilitasyon merkezleri. Devlet, özel eğitime ihtiyaç duyan ve en az yüzde 20 raporu bulunan çocukların destek eğitimi almalarını sağlıyor. Ayda 12 saat “özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri”nde eğitim veriliyor. Bunun için bu merkezlere ayda 500 lira civarında para ödeniyor. Bazı işgüzarlar, göstermelik kayıtlarla devletten haksız para kazandı. Bunun üzerine Elektronik Kimlik Doğrulama Cihazı kurulması şartı getirildi. Fakat bunlar bir türlü tam anlamıyla uygulamaya gerilemedi. Asıl problem ise rehabilitasyon merkezlerindeki eğitimcilerin ve verilen eğitimin kalitesi… Üzerinde önemli durulması gerekiyor.

İstihdamda başarı: En çok mesafe alınan konulardan biri istihdam. Önce engelliler için özel bir seçme sınavı getirildi, sonra da atamalar yapıldı. Binlerce engelli, memur olma şansı yakaladı. Kadrolar doldurulmaya başlandı. Devlette durum iyi fakat özel sektörde istenilen seviyede değil. 50 veya daha fazla işçi çalıştıran özel sektör işyerlerin yüzde 3 (Devlette yüzde 4) engelli çalıştırma mecburiyeti bulunuyor. Fakat cezayı ödeyip yine de engelli çalıştırmayan ya da ‘Maaşını yatırayım sen gelme’ diyen işverenler bulunuyor. İstihdam edilenlerin çoğu hak ettiği pozisyonda çalıştırılmıyor. İyi bir üniversitenin uluslararası ilişkiler bölümünü bitirip, hastanede santral memuru yapılan görme engelli gördüm. Korumalı işyerlerinin sayısının artırılması gerekiyor.

Twitter’da aslanız ama..: Türkiye’de engelli algısını değiştirmeye yönelik çalışmalar yetersiz. Zaman zaman, duyarlılık kampanyaları yürütülüyor. Fakat, etkisi kısa sürüyor. Özellikle medya haberlerinde konuyu ajite edip, engellilere yüklenen “aciz” imajını perçinliyor. Konuya duyarlılıkla yaklaşan medya organlarının sayısı yok denecek kadar az. Herkes sosyal medyada arslan kesiliyor, fakat araştırmalara göre, halkın yüzde 70’i engelli komşu istemiyor. Bu yüzden engelliler toplumla bütünleşme sorunu yaşıyor. Aileler yalnız. Engelli dernekleri bu konuda aracılık yapıyor. Fakat onların da birçoğu yardım kampanları üzerinden konuyu suistimal ediyor.

Derste yoklar: Mimarlık, mühendislik, hukuk, eğitim ve tıp fakültelerinde engellilerle ilgili özel bir ders yok. Mesela, geçtiğimiz günlerde vücudunun hiçbir yeri tutmayan bir engelli, daha önce işlediği bir suçtan dolayı “Karnını kim doyuracak, tuvalete kim götürecek diye sorulmadan” hapse atıldı. Çünkü, engellilerin cezasını nasıl çekeceğine dair hukuk kuralları yok! Tepki gelince çıkarıldı. Bu arada engellinin hakkını arayacağı ilk basamak olan bazı adalet saraylarının, girişinde engelli rampası bulunmadığını hatırlatayım.

Ruhsat verilmemeli: Binalar hâlâ engelliler düşünülmeden yapılıyor ve bunlara ruhsat veriliyor. Asansörler, kaldırımlar, rampalar, yürüme yolları yeni yeni revize edilmeye başladı. Eskiden, engelli park yerlerini engelli olmayanlar işgal ederlerdi. Şimdi müeyyideler harika. Trafik cezası anında kesiliyor, ihlal eden yanıyor. Aslında bu tavrın diğer konularda da gösterilmesi gerekiyor.

Otomasyon sistemi: Hekimlerin raporlama sisteminde problem var. Mesela bir engelliye yüzde 70 yazılıp geçiliyor. Bunun yüzde kaçı fiziksel, yüzde kaçı psikolojik ifade edilmiyor. Haliyle engelliyi ele alacak olan merkezler sıkıntı yaşıyor. Bir engelliye Ankara’da farklı Adana’da farklı oranda rapor verilebiliyor. Ankara’da verileni diğer ildeki hekim heyeti göremiyor. Yani otomasyon sistemi gerekiyor. Bu da kurumlar arasındaki iletişimsizlikten dolayı yapılamıyor.

Devletin kuralları kesin: Ağır engelli ailelerine asgari ücret tutarında bakım parası veriliyor. Bunun için de evde kişi başına düşen gelir, asgari ücretin üçte ikisini geçemiyor. Farz edelim ki üçte iki oran 500 lira. Eğer bu 505 lira maaş bağlanmıyor. Halbuki 5 lira ile o aile zengin olmuyor.

Otizmli öğretmeni yok: Türkiye’de 100 bin civarında otizmli çocuk bulunduğu tahmin ediliyor. Otizm, karmaşık bir gelişim bozukluğu. Fakat, zihinsel engelli kategorisinde değerlendiriliyorlar ve onlar için özel öğretmenlik bölümü yok. Özel yeteneği bulunan otizmlilerin gideceği kurum yok.

Yaşama korkusu: Her engelli anne-babası ‘Ben öldükten sonra çocuğum ne olur?’ kaygısını taşıyor ve çocuğunun kendisiyle birlikte ölmesini istiyor. Zira, bunları sahipsiz kaldıklarında koruyup kollayacak kurumlar yok.

***

Türkiye’de en az engelli haberleri / yazıları okunuyor. Dolayısıyla bu yazıya kaç kişi ilgi gösterir bilemiyorum. Bildiğim bir şey var; “engelli sorunlarına çok duyarlıyız” ama maalesef “onlar hayatımızda olmamaları şartıyla”…

Lütfen bu ikiyüzlülüğü bırakalım. Bu konuda bir şeyleri paylaşırken bilinçli olalım. Onların hayatlarına daha çok dokunalım ve  problemlerine ilgi duyalım…

Yorum Yazın