Var olmak düşünmektir

“Görünüşler ve gösterişler tarihte gerçeklerden daha fazla bir rol oynamıştır. Gerçekte olmayan, gerçeğe üstün gelmiştir.”
Gustave Le Bon / Kitleler Psikolojisi
 

Ressamların eserlerini anlamlandırırken, gördüğümüzü sandığımız şeyleri belki de tam olarak göremiyoruzdur. Eserleri, belli kavramlar çerçevesinde var olan sanatsal akımlar dahilinde algılamaya çalışıyor ve bunun üzerine yorumlar yapıyoruz. Peki, gördüğümüzü sandığımız şeyi ya göremiyorsak; ya orada bizim anladığımız şekilde bir gerçeklik yoksa. Bazen görünenin ötesine doğru uzanan bir serüvene doğru yola çıkmak gerekir.

Renklere olan bakış açısı üzerinden gidelim, Vincent van Gogh’un ilk dönem çalışmalarında maden işçilerini, köylüleri ele aldığını, patates yığınlarını, dokuma tezgahları gibi konuları işlemiş olduğunu görüyoruz. Tüm bunlar kasvetli gökler ve koyu renklerle iç karartıcı manzaralar resmettiği şeklinde yorumlanır, örnek verecek olursak Patates Yiyenler tablosunun o dönemi ve kasveti simgelediği söylenir. Renklerin hangi anlamları çağrıştırdığının genellenmesinin yanlış olduğunu düşünüyorum. Kimine göre kasvet diye nitelendirdiğimiz şey ressama göre umudu çağrıştırabilir ya da bakan kişiye göre. Bu durum sadece tablolar söz konusu olduğunda değil, örnekleri çoğaltıp buna kitap ve müziği de ekleyebiliriz. Eserlerin üzerine ne kadar yorum ve çözümleme yapılıyor olursa olsun içinde anlamadığımız bir şey var. Aslında hepimizin gördüğü farklı bir şey, önemli olan da bu.

Bir tablo veya fotoğraf yüzyıllarca farklı bireyler tarafından yorumlanabilir; fakat gerçek anlamı asla kavranamaz, yaratıcısı tarafından ortaya konulan o anlam…  Belkide gerçeklik dediğimiz budur. Sevdiğim bir belgesel tiyatro filmi olan Noviembre’de diğer insanlara ulaşabilmenin tek yolunun gösteriyi sokaklara taşımak olduğu söyleniyordu. Belki biz de renklere yüklediğimiz benzer anlamlarla ve tablolara yaptığımız genel geçer yorumlarımızla birbirimize ulaşmaya çalışıyorduk; ama benzerlik mutluluk getirmiyordu çoğu zaman.

Yorum Yazın