Yalnızlığımızın yeni mecrası: Sosyal medya

Benim adım Sosyal Medya. Beni kullanabildiğin ölçüde sosyalsin. Aksi takdirde asosyal biri olarak hedef gösterilirsin. Aman dikkat et bana!

Atalarımızdan duyup öğrendiğimiz, yaşlandıkça, olgunlaştıkça belki hepimizin söyleyeceği klasik bir cümle: “Nerede eski …”  Buraya “eski dostluklar”, “eski bayramlar”, “eski arkadaşlar” gibi eskiye dair özlemlerimizi yazabiliriz. Sürekli eskiyi ararız; eskiyen ama özlemle anılan güzel hatıraları anar dururuz.

Bizler, o eskiyi az da olsa yaşayan ve yeniye merhaba diyen kuşağın çocuklarıyız.  Biz de mahallede bilye oynayan, topaç çeviren çocuklardık. Mahalledeki bütün çocuklar toplanıp bir yerde buluşur, orada oyunumuzu oynar, güneş batana dek sokaklarda olurduk. Eve döndüğümüzde annemizden güzel bir fırça yer, sonra hiçbir şey olmamış gibi sofraya otururduk. Daha sonra da ders çalışırdık.

Hayat bizim için güzeldi. Geniş bir çevremiz ve arkadaş grubumuz vardı. Mahalledeki herkes birbirini tanır, birbirine destek olurdu. Birlikte takım kurar, karşı mahalledeki çocuklarla oynar, turnuvalar düzenlerdik.  Mahallemizin kızlarının (bizden büyük olsalar bile) hamileri, abileri olur, kimseciklerin onlara laf atmasına, karışmasına izin vermezdik.

Bizim çocukluğumuzda bir mahalle kültürü vardı. Belki babalarımız, amcalarımız gibi çok eskileri görmedik ve yaşamadık. Onların kıymetini, güzelliğini de bilemeyeceğiz ama biz de yaşadık o kültürü.  Bir olmayı, mahalledeki komşuların camını yanlışlıkla kırmayı, sonrasında fırçalar yemeyi ve arkamızdan koşan amcalardan kaçmayı… Evet, biz mahalle çocuklarıydık.

Mahalleden geçen büyüklerimiz bize selam verir, halimizi hatırımızı sorduktan sonra nasihat etmeden geçmezlerdi. Büyükler küçüklerini sever, biz de büyüklerimize saygı gösterirdik. Onlar yanımızdan geçince saygı ifadesi olarak ayağa kalkardık. Bu durum her iki tarafın da hoşuna giderdi.

Bu çağda çocuk olmak, mahkûm olmaya benziyor. Dünya lüks bir zindan, kişilerse adeta serbest birer mahkûm… Bizim zamanımızda çocukların genelde dişleri çürürdü. Çünkü aldığımız harçlıkları şeker için harcardık. Şimdilerde ise çocukların dişleri değil, gözleri bozuluyor.  Sürekli ekrana bakmaktan ve başka bir şeyle ilgilenmemekten dolayı…

Çocuklarımız artık sanal bir dünyada oynayan, sanal bir dünyada arkadaşlık kuran ve sanal bir dünyada gezinen-yaramazlık yapan kişilere dönüştü.

Bizim üzerimizdeki elbiseleri kirleterek dışarıda oynadığımız oyunları çocuklarımız evlerinde, bilgisayar başında oynuyorlar. Bilgisayardan zevk alıyorlar, bilgisayar için ağlıyor, bilgisayar için seviniyorlar.

Bizim, kendi mahallemizin dışında bile arkadaşlarımız olurdu, onlarla sürekli görüşürdük, oyunlar oynar, gezerdik. Şimdi durum tam tersine… Şimdiki çocuklar sosyal medya ağları sayesinde arkadaş ediniyorlar. Başka mahalledeki arkadaşları bırakın, kendi kapı komşusu ile dahi arkadaşlık kuramıyor; yapay bir hayat yaşıyorlar. Şimdi çocuklar sosyal medyada rastgele eklediği kişilerle görüşüyor. Gerçi buna görüşme denebilir mi, yazışıyor sadece.

Bizler yaşadığımız semtin hemen hemen her sokağını bilir, kestirme yollarını ezberlerdik. Boş vakitlerimizde arkadaşlarımızla omuz omuza atarak gezerdik. Omuz omuza atmak çok büyük anlam ifade ederdi: Kardeş olduğumuzu  ilan ederdik herkese, biz birbirimizi çok seven arkadaşlarız diye. Şimdilerde hangi çocuğun bundan haberi var? Hangi çocuk dışarı çıkıp arkadaşlarıyla geziyor?

Gelecek sürekli yalnızlaşan, yalnızlık hissiyle yaşayan kişilerden oluşacak gibi. Mahalle kültürünün yerini, plaza ve rezidansların aldığı bu zamanda, geleceğimiz olarak gördüğümüz çocuklarımız başka türlü olabilir mi?  Eskiden sürekli dışarıda geziniyor diye hayıflanan anne-babalar, şimdilerde çocukları hiç dışarı çıkmıyor diye üzülüyor.

Bu yalnızlık maalesef çocuklarla sınırlı değil. Orta yaş grubunu oluşturan geniş bir kesim de kendini sanal ortamda arıyor. Sosyal ağlardan medet uman, dostluğu, kardeşliği, sevgiyi yapay ortamlarda arayan bir nesil çığ gibi büyüyor.

Bu sorun için çözümler üretmek gerekiyor. Çözüm belki bütünüyle sosyal ağlardan uzaklaşmak olmayabilir, fakat bir çıkış yolu bulunmalı. Aksi takdirde, insanları ciddi sosyal ve psikolojik sıkıntılar bekliyor. Öncelikle kendimiz bu konuda özen göstererek bu aşırılıktan kaçınmalıyız belki. Daha sonra ailemizi ve sevdiklerimizi hassas davranmaları için uyarabiliriz.

Benim, başlangıç için önerim şimdilik bu.

Kalın sağlıcakla.

Yorum Yazın