Yarılarını geride bırakmak

Sudan çıkmış balığa dönersin önce. Bilmediğin yüzler, görmediğin yerler kucaklar seni. Aldığın nefes yabancıdır ciğerine, içtiğin su tat vermez diline. Ona da alışırsın zamanla. Geceler daha karanlıktır, sabahlar daha uzak… Yalnızlık zordur, çeken bilir. Hele bir de yarılarını geride bıraktıysan…

Alışmaya çalıştıkça sen, içinde bir şeyler olağan gücüyle iter yenidünyayı. İç hesaplaşmaların gelir aklına olur olmadık zamanlarda. Gözbebeğinde hazır bekleyen gözyaşı; bir annenin sesine ya da maziden bir anıya binip akar gözlerinden. Yutkundukça düğümler çoğalır, genişler boğazında. Sessiz çığlıkların içine akar, susarsın yalnızlığınla.

Özel günler daha bir batar canına. Sanki bir peri masalında zehirli elmayı sen sunmuşsundur en sevdiğin yarılarına. Öyle hissedersin. Suçlulukla harmanlanmış yalnızlık duygusu yuva yapar içine. Bir telefonla, bir mesajla, bir yazıyla uzakları yakın etmeye çalışırsın herkese, her şeye… Olmaz… Oldu sanıp kandırır, avutursun kendini. Nice planlar yaparsın kavuşma anlarına dair. Ümit dolu, bekleyiş dolu…

Bir gün bir şey olur, “pes ettim” diyerek çekip kapıyı gitmeyi istersin. O da olmaz. Gidemezsin. Mıh gibi saplanırsın olduğun yere. Elin kolun o kadar bağlanmıştır ki olur olmadık her şeyle, bırakıp gidemezsin inşa ettiğin ümit kulelerini. Sabretmeyi öğrenirsin. Yalnızlığınla mücadeleye başlarsın. bir süre sonra biter çektiğin çile. Mutlu günlerin ışığına doğru yürürsün sessizce. Yitip giden gitmiştir; şükredersin “yaşıyorum, nefes alıyorum,” diye.

Yorum Yazın