YÖK üyeleri ve rektörler neden kura ile belirlenmeli?

YÖK Kanunu değişiyor. YÖK’ün adı Yüksek Öğretim Kurulu idi, şimdiki taslakta başına ‘Türkiye’ konarak ‘Türkiye Yükseköğretim Kurulu’ denmiş. YÖK olmuş TYK… Yenilik herkese göre değişebilir fakat, esasen bu gönlü rahatlatacak, ferahlatacak bir yenilik değil. Kaldı ki, YÖK’te 21 Genel kurul üyesi vardı. Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu ve YÖK Genel Kurulu’nun kendisi Genel Kurul’a 7’şer kişi seçiyordu. Yeni(!) YÖK kanun taslağında da Genel Kurul 21 kişi. Bu 21 kişinin Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Rektörler Kurulu tarafından ve bir kısmının da siyasi parti paylarına göre TBMM tarafından seçilmesi tasarlanmış. YÖK Genel Kurulunda üyelerin partilerin ağırlığınca yer alacağı anlamına geliyor bu.

Demokrasiyi seçimle ve siyasi partilerle özdeşleştiren bir ülkede böyle bir durumun demokrasiye uygun olduğunu düşünenler ve savunanlar bile olabilir. İçinde bulunduğumuz hali, ahvali göstermesi bakımından manidar.

Bir yurttaş ve akademisyen olarak Genel Kurul’un oluşumuna ilişkin önerim şudur: Yükseköğretim Genel Kurulu Türkiye’deki tüm öğretim üyeleri arasından kura ile oluşsun. Bu yöntem hiç kuşkusuz en demokratik yöntemdir. Kaldı ki, hiçbir şekilde öğretim üyeleri arasında veya toplum kesimleri arasında kısır çekişmelere ve çatışmalara yol açmayacak bir yöntemdir.

Yeni YÖK kanun taslağında Yürütme Kurulu üyelikleri de yine diğer kurumlar ve partilerin ağırlıklarınca paylaşılmış… Demokrasi adına bir kurumu partiler arasında pay etmek yerine, kurumu demokratikleştirmek daha makul olmaz mı? Bir akademisyen olarak önerim: Yürütme Kurulu YÖK Genel Kurulundan bağımsız olarak yine tüm öğretim üyeleri arasından kura ile seçilmelidir.

Mütevelli Heyetlerin adı yeni YÖK taslağında olmuş Üniversite Konseyi… Büyük buluş doğrusu. Bir de, en çok vergi verenlerin, vergi rekortmenlerinin üniversiteleri yönetmesi öngörülüyor. Fakat vergi rekortmenlerinin bu ülkede her zaman saygıyla anılmadığını da hatırlamakta yarar var. Öyle bir durumda üniversitelerin öğretim elemanlarıyla, öğrencileriyle ve çalışanlarıyla ne durumlara düşürülmüş olacağı hesaba katılmalıdır.

Mütevelli Heyeti yani Üniversite Konseyi olmayan üniversitelerde “Rektör Adayını Belirleme Komisyonu” adı altında bir şey kuruluyor, bu kurul bir takım karmaşık hesaplar sonucunda 3 kişiyi cumhurbaşkanına sunuyor. Cumhurbaşkanı da bu üç kişi arasından rektörü atıyor. Vakıf üniversiteleri ile özel üniversitelerde rektör, üniversite mütevelli heyeti tarafından yapılan teklif üzerine YÖK Kurulu tarafından atanıyor. Bu yöntemlerin demokratik bir nitelik taşıdığı, kurumları saygın hale getirecek düzenlemeler olduğu söylenebilir mi?

Bir yurttaş ve akademisyen olarak rektör seçimi ile ilgili önerim şudur:

Rektörler Türkiye’deki tüm profesörler arasından kayıtsız şartsız kura ile seçilmelidir. Ve iki-üç değil, bir dönem görev yapmalıdır.

Adalet, liyakat, eşitlik, hukukun üstünlüğü, toplumsal meşruiyet deniyorsa kanunlar ayrıntılara boğulmamalıdır. Şimdiki TYK yani yeni YÖK kanunu taslağında olduğu gibi, bir yerlerde çokça koşul sayılıyorsa, bunun orada işleri ayrıntıya boğarak kimilerinin kolayca elenmesi, bazılarının da tercih edilmesi için kullanılmasına yol açabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü çoğu zaman çok koşul liyakatin değil, liyakatsizliğin yaygınlaşması için ciddi bir zemin oluşturabilir. Kaliteyi değil kalitesizliği koruyup kollar, patronaj ilişkilerini geliştirir.

Bir ülkede hak, hukuk, adalet, liyakat, esenlik isteniyorsa, mümkün olduğunca işlerde “kura” gibi sade ve demokratik bir yola başvurulsun. Bu yöntem her türlü kurulun oluşumunda olduğu kadar, rektörlerin seçilmesi için de geçerlidir. Ve sağlıklı işleyen bir üniversite sisteminin kurulabilmesi için gereklidir de.

Yorum Yazın