Yok-Varlık

Etrafımda ne kadar duymamam gereken ses varsa, hepsini harikulade bir yalınlıkla işitiyorum, sıkıntılı bir durum bu benim için, sesler rahatsız edici çoğu zaman, çünkü birçoğu gereksiz, gereksiz sesler, beraberinde getirilen bir o kadar daha bir anlam ifade etmeyen sözcükler ve oluşturdukları cümleler, hepsi israf. Tüm hafta, çalıştığım süreç boyunca konuşmak zorundayım, bu kadar rahatsız ve huzursuz edici bir şeyle karşılaşmadım öncesinde, her şey olması gerektiği kadar olmalıydı, her türden iletişim, ama biz hiçbir zaman olması gerektiği kadarı bilmek istemediğimiz için, devam ediyorduk, şuursuzca. Sözcükler tüm vücudumu hafta boyunca kuşatıyor, hafta sonu onları üzerimden teker teker kazımak zorunda kalıyordum, hiçbir çıkarıcı işe yaramaz, iğrenç bir şekilde yapışkanlar, sökmeye çalışırken dahi konuştuklarını neredeyse duyabiliyorum, delilik gibi, evet, ama susmuyorlar, esas delilik bu kısmındaydı olayın, susmuyor oluşları. Anlamdan kopuklardı teker teker, anlamdan kopuk şeylerin susabilirliği söz konusu değildi. Hiç durmadan konuşuyorlar, ortaya hiçbir şey çıkmıyor, kişi kendi akıl hocalığıyla ferahlayamazken, bir başkasına nasıl faydası olabilirdi ki, samimiyetsiz hal hatır sormalar, sonrasında gelen bencillikle haşır neşir beklentiler, hepsi bir rüzgar esintisiyle savrulup gitmeliydi.

Sözcükler saldırgandır, kişi hiçbir şey yapamıyorsa, size sözcüklerle saldırmaya çalışır, mutsuzdur çünkü, size olan saldırı ise, alt metnin manasız doluluğuyla bomboş. Her kelimenin örtüsünü kaldırıp bakmalı kişi, bazı kelimelerinizin üzerini açmaktan kaçınmalısınız, kaçınmıyorsanız da, sorumluluğunu almanız gerekir. Her tavrından sorumlusun, beceremiyorsan, olsa olsa sızıntılarda yüzmeye çabalayan biri olabilirsin.

Herkesin bir savunma mekanizması vardır yaşamına karşı ve yaşamında varlığını sürdürmeye çalışan kişiler için, bunun dozu kaçtı mı sarsıntı başlıyor demektir, bu yıkıcı ve derinden gelen bir sarsıntıdır. Savunma mekanizması, mücadelenin yetersizliğiyle zayıflar ve hiç bitmek bilmeyen şikayetlere dönüşür, hiç bitmek bilmeyen şikayetler kişiyi pasifleştirir ve gün be gün daha da mutsuz eder ve bu mutsuzluk kişinin kendi savunma mekanizmasını kendisine kullanmaya çalışmasıyla büyük patlamaya sebep olur, artık hiçbir türden saldırganlık ve şikayet onu rahatlatamaz, tüm dış çeper parçalanmıştır artık, tamir edilmesi güçtür. Kendini eleştiriden yoksun insanların sizi anlamasını beklemeyin, asla gerçekleşmeyecek, ince düşünen ve irdeleyen varlıklarsanız eğer, bundan da vazgeçmeli bana kalırsa, kimse incelik peşinde değil çünkü, düşünceden yoksunken, ince düşünceleriniz küçük bir sis bulutunda kaybolacaktır. Siz kırmaktan çekindiğiniz her an, daha çok kırılacak her irdelemenizde daha da yüzeyselleşeceksiniz, ince düşünceler ininde, yüzeylerde olmak gibisi yoktur. Birbirini anlamaya çalışmaktan yoksunluk, zamanın gizli kalmış samimiyetsizliğinde, sizi birer yok-varlık haline getirir. Yok-varlık olmak paha biçilemez, zamanda, mekanlarda ve yaşamındaki canlılarda ciddi bir önem arz ettiğini düşündürür kişiye, var olabildiği gibi aynı anda yok olabilir de, çekici bir kokusu var böyle düşünüldüğünde. Kişi gerçekten ne zaman yok-varlık olur, her şeye dair çıkarımını, fütursuzca, sorgu ve şüpheden yoksun bir eminlikle algıladığı ve yansıtmaya çabaladığı zamanlarda. Bundan sonrası yalnızca reddediştir, hem varlığını kabul edemez kişi, hem de yokluğunu, ikisini de beceremiyordur çünkü.

Ve kendi etrafında dönmeye başladı, hızlandı, biraz daha hızlandı. Başını başka türlü döndürmeyeceğini  düşünüyordu, neredeyse biliyordu. Sonra durdu, etrafındaki şeylerin dönmesini beklemeye başladı, telaşlıydı.

Gizem Karagüzel
Yok-Varlık

Yorum Yazın