Yoklukla Varolmak

Huzur içindeydi insanın, zaman ve mekan münezzehti maddeden, yorgun vakitler olmamalıydı. Artmalıydı şükür ve iman.

Dalgakıran gibiydi nefse ağır gelen her şey. Yoklukta var olmak olsa gerekti yaşananlar. Yokluğun kimcesi önemliydi. Yokluk neydi sahi!

Arabanın, evinin olmaması mı?

Koltuğun, ütünün, televizyonun ya da her neyse…

Ya da bir sonraki öğüne yiyecek ekmeğinin olmaması mı?

Bilakis yokluk başkaydı…

Şükrün yokluğu

Sabrın yokluğu

Zikrin yokluğu

Sebatın yokluğu

Sevginin yokluğu

Merhametin yokluğu

Umudun yokluğu

Ve sukutun yokluğu.

En önemlisi de buydu belki. Konuştukça var olduğumuza inanıyorduk fakat varlığımızda yok oluyorduk. Kelimelerin gürültüsü ruhumuzun sesini bastırıyordu. İhtiraslarımız aczimizin önüne geçiyordu, ne kelam kalmıştı ne de kalp. Ruhumuzu yormuştu bütün bunlar. Oysa insan ilmiyle, merhametiyle, ibadetiyle, sevgisiyle, maddede değil manada var olmalıydı.

Bir kelebeğin kanadındaydı büyüklüğün mucizesi, bir bebeğin gözlerindeydi katıksız sevgi, nefret kusan kelama karşı sükuttu sabır, suyun akışıydı sebat, nefes almaktı ümit, gökkuşağını görmekti şükür, ağaçları inleten kırlangıçların “hu-hu”suydu zikir, yüze kondurulmuş tebessümdü mutluluk, yaşlanmış bir simaydı sükut… Ve bütün bunlarda bulunan manaydı İman!

Yokluklar ülkesinin manada var olan insanları düşündürttü bana bunları. Varlıkları ellerinden alınmıştı lakin ümit sonsuzdu.

Yoklukla Varolmak
Serap Pekçetin Otlu

Yorum Yazın