Yolculuk

Durakta bekliyorum. Fazla sürmez, birazdan uzaktan görünür otobüs, renginden anlarım beklediğimin o olduğunu. Durakta bekleyen kalabalık da hareketlenir zaten. Herkes bir an önce otobüse binme derdindedir. Şöyle bir bakarım insanlara, yavaşça yaklaşırken.

Herkes de bir telaş. Birbirinin önüne geçmek isteyenler, sırasını kaptırmamak için uğraşanlar. Yaklaştıkça yüzlerini de fark ederim insanların.

Bu ne böyle! Asık çehreler, çatık kaşlar, gereksiz bir telaş ve “Önce ben, gerisinden bana ne” ifadeleri.

Hâlbuki herkese yetecek yer bulunur. Arada ayakta yolculuk yapıldığı da olur ama büyük şehrin bu kadar zahmeti de olsun artık.

Ben de bu kalabalığın arasına karışıp binerim otobüse. Telaşım yoktur, acele etmem. Sırama riayet etmeye çalışırım. Eh! Karşılığında bana da haksızlık yapılsın istemem hani. Ama nafile.

Kalabalığın telaşına uymadığımdan olsa gerek bazen şoför tarafından, bazen de yolcular tarafından hafif yollu uyarıldığım olur, bir nev’i azarlama da diyebiliriz buna. Yani, uyarı azar arası, hafif yollu haşlarlar beni.

– ‘Çabuk çabuk…’

– ‘Abla, hadi, bekletme bizi…’

– ‘Acele edin lütfen…’

‘Lütfen’i ben ekledim, kibarlığımdan. Şoförler de, yolcular da pek kullanmaz bu kelimeyi genelde. Lügatlerinde mi yok, yoksa telaffuzu mu zor gelir onlara, pek anlayamadım ya. Neyse.

Bilet işini hallettikten sonra, içimden, acele ettirdikleri için kızarak koridorda ilerlerim. Boş bir yer bulursam, otururum. Bazen işler ters gider, ayakta kaldığım da olur.

Ama ayakta da yolculuk etsem, oturarak da yolculuk etsem, bir şey hiç değişmez sanki. Asık yüzler, bencillik, tahammülsüzlük. Kazara birine dokunsanız aşırı tepkiler, saygısızca sarf edilen sözler. Bana sorarsanız memleketim insanının en dikkat çeken otobüs manzaraları ise “Aman kimseyle göz göze gelmeyeyim de, yer vermek zorunda kalmayayım” düşüncesiyle kitaba sarılan ve pür dikkat okuma rolü yapan okuma âşıkları. Ya da kulaklarında kulaklık, müzik dinleyenler.

Tabi bu arada gözler ya kitaptan hiç kalkmaz ya da dışarıda bilinmeyen bir noktaya odaklanmıştır. “Yemezler” demek gelir içimden ama sesimi de çıkarmam.

Sadece yaşlı bir amca veya teyze otobüse binip de yorgun vücudunu adeta sürükleyerek ilerlerken, ‘biri yer verir mi’ bakınışını görünce dayanamam, söylenirim bazen. Ama insanların duyarsızlığı o derece ki, sert bakışlar cevaplar çoğunlukla beni. Bazen kızarım, bazen de ‘normal’ derim kendi kendime. Ülkenin bu şartlarında bin bir sorunla uğraşıyor insanlar. Hayat kavgası, geçim derdi vs. derken gülmeyi, nezaketi, unutuyoruz belki de.

Bu düşüncelerle süren yolculuğum sıkar beni genelde. Sanırım etrafa yayılan negatif enerjinin de etkisi çoktur bunda. 15-20 dakikalık yolculuk eziyete döner adeta. Otobüsten, kaçarcasına inerim, binerken olduğu gibi yavaş hareket etmem.

“Oh, dünya varmış!” derken, rahat bir nefes de alırım. Temiz hava, sakinlik, etrafımı saran kötü enerjiden sıyrılırım yavaşça.

Ta ki bir diğer otobüs yolculuğuma kadar.

Yorum Yazın