Yönetimin amacı: Tabii hakları korumak ve halkın mutluluğunu geliştirmek

Konvansiyonumuz şimdi bir yönetim biçimi kurmayı önerecek idiyse, delegelerini kısa bir süre için geri çağırmak, belki uygun düşerdi. Bu, çok ilgi çekici nitelikte ve herkesin sesini katmak isteyeceği bir iştir. Gerçekte, şu sıradaki çatışmaların bütün konusu budur; çünkü, bizim için gelecekte kötü bir yönetim kurulacaksa, suyun öte yanından bize sunulan kötü yönetim biçimini, riziko ve yarışma pahasına olmadan kabul etsek daha iyi olurdu.

Thomas Nelson’a, Philadelphia, 16 Mayıs 1776.

*

Deneyin yalnız küçük Devletlerin cumhuriyete elverişli oldukları görüşünü, Montesquieu’ya ve öteki siyasal yazarlara atfedilen bazı başka parlak yanılmalarla birlikte. yalanlayacağını sanıyorum. Belki de, adil bir cumhuriyet sağlanmasının (zaten adil haklarımızı güven altına almak için değil de, ne için yönetim kurmaya gideriz!), mahalli bencilliklerin büyük bölüme hiç erişemeyecekleri kadar yaygın olmaya bağlı olduğu anlaşılacaktır, ancak bu durumda , her belirli sorun için cumhuriyetin kurullarında, belirli çıkarlardan bağımsız olan ve bundan ötürü, adale t ilkelerine tek biçimli bir yürürlük tanıyan bir çoğunluk bulunabilir.

François d’Ivernois’ya, Monticello, 6 Şubat 1795.

*

“Erkinlik” ve “Cumhuriyet” terimlerinin zihne pekin bir fikir getirmeyecek kadar çok çeşitli olarak uygulandıklarını bilmekle birlikte, yine de bunları… tanımlamayı… deneyeceğim. Yaygınlığının bütününe, erkinlik için, irademize uygun olarak engellenmemiş eylemdir diyeceğim; fakat doğru erkinlik, başkalarının eşit haklarıyla çevremize çizilmiş olan sınırların içinde irademize uygun olarak engellenmiş eylemdir. “Yasaların sınırları içinde” diye eklemiyorum, çünkü yasalar çok kere tiranın iradesidir ve bir bireyin hakları ihlal edilince hep böyledir. İkinci olarak. salt bir cumhuriyet, olgun ve sağlam sağlam zihinli her üyenin, toplumun işlerinin yönetilmesine kişisel olarak katılmaya eşit hakkı olduğu bir toplum durumudur diyeceğim. Böyle bir kural, bir ordugahın ya da küçük bir köyün sınırlarının dışında, besbelli ki uygulanamaz. Savılar, uzaklık ya da güç, onları temsilci kanalıyla iş görmeye zorlayınca, yönetimleri, hala kendi yaptıkları görevlerin çokluk ya da azlığı ve temsilciyle yapılanların temsilciyi atamak haklarının yalnızca pro hac vice yahut daha çok ya da daha az amaçlarla veya kısa ya da uzun süreler için olması oranında cumhuriyetçi olmaya devam eder.

Isaac H. Tiffany’ye, Monticello, 4 Nisan 1819.

*

Yasamacılarımıza yetkilerinin sınırı yeteri kadar öğretilmemiştir: onların gerçek görevleri, bizim yalnız tabii hak ve ödevlerimizi göstermek ve zorlamak ve bunların hiç birini bizden almamaktır… Bir başkasının eşit haklarına saldırmaya hiç kimsenin tabii bir hakkı yoktur ve onu, yasaların yapmaktan alıkoyacağı her şey bundan ibarettir: toplumun ihtiyaçlarına katkıda bulunmak herkes için tabii bir ödevdir; ve hiç kimsenin kendisiyle bir başkası arasında yargıçlık yapmaya tabii bir hakkı olmadığından, tarafsız bir üçüncü kişinin hakemliğine boyun eğmek herkesin tabii ödevidir. Yasalar bütün bunları gösterip zorlayınca, görevlerini yerine getirmiş olurlar; topluma girmekle herhangi bir tabii hakkımızdan vazgeçtiğimiz düşüncesi, büsbütün temelsizdir. Her yasanın bu ilkelerden biriyle incelen mesi, yasamacılarımızın işlerini çok azaltır ve belediye kurallarımızın topunu eşit derecede hafifletirdi.

Francis W. Gilmer’e, Monticello, 7 Haziran 1816.

*

Bir yasamacının tabiat yasalarına karşıt yasalar yapması ve onları ölümün dehşetleriyle silahlandırması yalnız boşuna değil, fakat kötüdür de. Tabiat yasası, herkesi hapishaneden kaçmaya çeker; bu yüzden cezaya uyruk tutulmamalıdır. Yasamacı, suç luyu duvarlarla engellesin, parşömenle değil.

Şimdiye Kadar Ölümle Cezalandırılan Olaylardaki, Suç ve Cezaları Oranlandırma Tasarısına Not.

*

Ex post facto yasaların tabii hakka karşı olduğu duygusu Birleşik Devletler’de o kadar kuvvetlidir ki, Devlet anayasalarından hiç biri değilse, pek azı bunu reddetmekten geri kalmıştır… Ayrıca, vatandaşın tabii hakkını kısan yasalar, ince hesaplarla en dar sınırları içinde tutulmalıdır.

(Özellikle İngiltere’de) bazıları buluşların, onları bulanlara – ve yalnız kendi dirimleri boyunca değil, kalıtçılarına da geçebilen – tabii ve tekelci bir hak verdiğini ileri sürmeye kalkışmışlardır. Herhangi bir çeşit mülkiyetin kaynağının tabiattan çıkıp çıkmadığı söz götürür bir sorun iken, buluş sahiplerine doğal ve kalıtımsal bir hak tanımak acaip olurdu. Hiç bir bireyin, tabii hak gereğince, örneğin bir dönüm toprakta ayrı bir mülkiyet olamayacağını, bu konuyu ciddilikle inceleyenler kabul etmektedirler. Gerçekten, evrensel bir yasa gereğince, yer değiştirilebilir olsun, yer değiştiremez olsun her şey bütün insanlara eşit derecede aittir ve genel olarak, o an için onu işgal edenin malıdır, fakat o kimse bu işgali kaldırınca mülkiyet de birlikte kalkar. Sürekli sahiplik, toplum yasasının bir armağanıdır ve toplumun gelişmesinin son zamanlarında ortaya çıkmıştır. Bu duruma göre, bir fikrin – bir birey beyninin geçici bir kaynaşıvermesinin- üstünde, tabii hak gereğince, tekelci ve sürekli bir nmülkiyet ileri sürülebilseydi, tuhaf kaçardı. Tabiat bir şeyi, tekelci mülkiyete, bütün ötekilerden daha elverişli yapmışsa bu, düşünme gücünün fikir denilen eylemidir.

lsaac McPhersonia, Monticello, 13 Ağustos 1813.

*

Herhangi bir ülkede işlenmemiş topraklar ve işsiz fakirler varsa, mülkiyet yasalarının tabii hakkı ihlal edecek kadar yayılmış olduğu besbellidir.

Rev. James Madison’a, Fontainebleau, 28 Ekim 1785.

*

Milletin genel çıkarlarını kollamak ve bunların arasında, onların topraklarını başkalarının almalarından korumakla yükümlü olarak, tabiatın bütün insanlara birey ya da birlikte olarak verdiği bir hakkı, haksız yere alınmış mallarını kurtarmak hakkını onların adına kullandım.

W. C. C. Claiborne’a, Monticello, 3 Mayıs 1810.

*

Ne tabii hak ne de akıl, bir insanın bedenini borcundan ötürü sınırlandırmaya uyruk kılar.

George Hammond’a, Philadelphia, 29 Mayıs 1792.

*

Toplumun amaçlarının olağan yönetmenlerimize bütün haklarımızı teslim etmeyi gerektirmediği, çeşitli devletlerde evrensel ve hemen hiç tartışılmayan bir görüş olmuştur; onların etkili bir yönetim sağlamaları için gerekli olmayan ve deneyin, ellerine verilirse hep ihlal edeceklerini gösterdiği, hakkın belli bölümleri vardır: deneyin yanlışlıklara karşı p k etkili ve ender olarak hakkı engelleyici olduğunu gösterdiği, yine de yönetme güçlerinin daima zayıflatmak ve kaldırmak yöneliminde oldukları belli korunma yolları da vardır. Örneğin din erkinliği, birinci çeşittendir; jüriyle yargılama, habeas corpus yasaları, erkin basımevleri ikinci çeşittendir.

Noah Webster’e, Philadelphia, 4 Aralık 1790.

*

Yönetimlere teslim edilmelerinin faydasız olduğu ve yine de, yönetimlerin ele geçirmeğe her zaman istekli bulundukları haklar vardır. Bunlar, düşünmek ve düşündüklerimizi söz ya da yazıyla yaymak hakları, erkin ticaret hakkı ve kişisel erkinlik hakkıdır. Yönetimi iyice güvenilir olarak yürütmek için öyle araçlar vardır ki, onları değiştirmekte yasama organını hiç serbest bırakmamalıyız. Yeni Anayasa, yürütme ve yasama bölümlerinde bunları sağlamış, ama yargıda sağlamamıştır. Halkın kendisiyle, yani jüriyle yargılamayı koymalıydı. Milletin hakları için tehlikeli olan ve bu hakları büsbütün yönetmenlerinin insafına bırakan öyle araçlar vardır ki, yasamadan olsun yürütmeden olsun yönetmenlerin bu araçları iyice tanımlanmış durumların dışında ayakta tutmaları önlenmelidir. Bu araçlardan biri, devamlı bir ordudur.

David Humphreys’e, Paris, 18 Mart 1789.

*

İnsan dirimini ve mutluluğunu yıkmak değil kollamak, iyi yönetimin ilk ve tek meşru ereğidir.

 

Washington Bölgesindeki Maryland’ın Cumhuriyetçi Vatandaşlarına, Monticello, 31 Mart 1809.

*

Uğraşılarımın, hiç de az sevindirici olmayan bir bölümü, isteyen genç adamların çalışmalarını yöneltmektir. Bunlar, gelir komşu köye yerleşirler, kitaplığından faydalanırlar, bana danışırlar ve çevrenin bir bölümünü meydana getirirler. Okuyucularımı öğütlerken, dikkatlerini, bütün bilimin ana amaçları olan insan erkinliği ve mutluluğunda tutmaya çalışırım ki, ülkelerinin kurullarında ve yönetiminde bir pay alacaklarına göre, bütün meşru yönetimlerin temeli olan bu amaçları her zaman göz önünde bulundursunlar.

 

Thaddeus Kosciusko’ya, Monticello, 26 Şubat 1810.

*

Uygar yönetim, toplum olarak birleşmenin tek amacı olduğundan, bunun idaresi ortak rızayla yönetilmelidir. Her yönetim çeşidinin özel ilkeleri vardır. Bizimki belki de evrendeki başka herhangi birinden daha da gariptir. Bu, İngiliz anayasasının en erkin ilkelerinin tabii hak ve tabii akıldan çıkarılan başkalarıyla bir birleşimidir.

Virginia Üstüne Notlar, Soru VIII.

*

Yönetim kurmanın tek doğru amacı, o kurumun altında toplanan genel kütle için, olabilecek en büyük mutluluğu sağlamaktır.

Francis A. Vanderkemp’e, Monticello, 22 Mart 1812.

*

[Louisiana’yı satın almakla yapılan] bu toprak oyununa, bizimki kadar erkin ve ekonomik bir yönetimi yaymanın, izlenmesi gereken kütle mutluluğu için büyük bir kazanç olacağı düşüncesiyle baktığımı itiraf ederim. Bir konfederasyon olarak kalmamızın ya da Atlantik ve Mississipi konfederasyonlarına bölünmemizin, taraflardan herhangi birinin mutluluğu için pek önemli olacağını sanmıyorum.

Joseph Priestley’e, Washington, 29 Ocak 1804.

*

Yeni Devletler bakımından sorun açıkça şöyle konmalıdır: Dağların ötesindeki bölge, Birliğin denizci devletlerinde oturan halkın en büyük ve en kestirmeden yararına nasıl kullanılabilir; yalnız iki ya da üç Devlete dağıtmak söz konusu edilseydi, plan daha akla yakın olurdu. Bu görüşe karşı bile, onu en azından şüpheli kılabilecek bir şey söylenebilir. Fakat o, iyi inanın bizi tartışmaktan alıkoyduğu bir sorundur. Bu durum, sorunu dosdoğru ortaya koymamızı gerektirir. Birliğin bölgeleri, oralarda oturan halka en büyük mutluluğu sağlayacak biçimde nasıl dağıtılabilir… Onlar, orta büyüklükteki devletlerde yalnız daha mutlu olmakla kalmayacaklardır; bu, onların düzenli bir toplum olarak var olabilmelerinin tek yoludur.

James Monroe’ya, Paris, Haziran 1786.

*

Kral o zaman (1789’da, XVl. Louis) uzlaşıp din erkinliğini, basın erkinliğini, jüriyle yargılamayı, habeas corpus’u ve temsile dayanan bir yasama organını kabul edecekti. Ben bunları, erkin yönetimi meydana getiren temeller sayıyorum ve yürütme organının kuruluşu önce bilgelik ve bütünlük sağlayabileceği için, ama ikinci olarak da bu temellerin korunmasını kollayıp savunabileceği için ilgi çekicidir.

Pierre Samuel Dupont de Nemours’a, Monticello, 28 Şubat 1815.

*

Kendimiz erkinliğin ve düzenliğin birleşmiş nimetlerini elimizde tutarken, bunun aynını – hiç birine, insanın ne olması gerektiğinin örneklerini veren uygar ulusların ilki olan sizinkinden (Yunanistan) çok olmamak üzere – başka ülkelere de dileriz. Onların çağına ve ülkesine uymuş olan yönetim biçimleri. günümüzde ne uygulanabilir ne de taklit edilebilir; ancak bunların lehinde ön yargıları olmak sizin halkınız için yeteri kadar tabiidir. Dünyanın şartları, o sistem için pek çok değişmiştir… Şimdi, insanın eşit haklarının ve her bireyin mutluluğunun, yönetimin tek meşru amacı olduğu açıklamaktadır. Yeni zamanlar bu hakları güven altına alabilecek yegane yolu da bulmuş olmak gibi açık bir avantaja sahiptir. Bu yol, bizzat değil, kendilerinin – yani olgunluk yaşında ve aklı başında olup da kesesi ya da bedeniyle ülkesinin desteklenmesine katkıda bulunan herkesin – seçtiği temsilcilerin aracılığıyla, halk tarafından yönetilmektedir.

Adamantios Coray’a, Monticello, 31 Ekim 1823.

Thomas Jefferson Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi
Yönetimin amacı: Tabii hakları korumak ve halkın mutluluğunu geliştirmek
Thomas Jefferson 

Yorum Yazın