Albert Camus ve Yabancı Eseri

“Edebiyat, her şeyden önce toplumsal olayların kanıtı ve tanığıdır.” Lewis Coser

Yabancı Eserine ” Varoluşçuluk ” Üzerinden Bakmak

Birey kimlik oluşumuna paralel olarak, varlığı anlamlandırma sorunu ile karşı karşıya gelir. İnsan olmanın beraberinde getirdiği sorumluklar ile birlikte, bir hayata bir anlam vermek ister. Varoluşun ölümle sonuçlandığı görn birey, hayatı anlamlandırma çabasında kıskaca girer. Meursault bu kıskacı şu cümleyle özetler

“Ölümle biten bir hayat, saçmadır, evet. Bunda kuşku yok. Ama yaşam ölümle bitiyor diye kopacak mıyız, gözümüzü, yüreğimizin kapılarını bu yaşanası dünyanın güzelliklerine, bunlar yanında insanların acılarına çaresizliklerine?”

Kendi seçimi olmadan kendisine verilen hayatın yine kendisinin izni olmadan alınması sonucu ortaya çıkan ikilem, hayatı saçma bir hale getirerek trajik bir duruma sokar. Birey bu trajediden kurtulmak için bazı soruların cevaplarını aramaya başlar. Bu arayışta tek değişmeyen cevap ise ölümdür. Bu cevap, bireyi zihinsel ve ruhsal boyutta çıkmaza sürekler. Bu açından insanın dünyanın çekiciliği ve ölüm gerçeği arasındaki mücadelesi saçma bir anlam kazanır.

Ölüm gerçeği ile yüzleşen Meursault, ölümle hesaplaşmaya başlar

“Ama herkes bilir ki, hayat yaşamaya değmez. Aslına bakarsanız, insan ha otuzunda ölmüş ha yetmişinde, pek önemli değildi. Çünkü her iki halde de, pek doğal ki, başka erkekler de, başka kadınlar da yaşayacaklardı, hem de binlerce yıl. Sözün kısası, hiçbir şey böylesine açık değildi…”

Yabancılaşma

Kişinin yabancılaşması öncelikle kişinin düşünce boyutunda ortaya çıkar. Toplumun ortak değerlerin uymayan bireyler bir araya gelerek toplumun değerlerinde bir yara oluşturur. Toplumun kendi değerleri yaşanan çatışma bireyin ” ben ” olgusuyla problemler yaşamasına neden olur. İnsani değerlerin unutulup toplumsal değerlere verilen önemin artması yabancılaşma sorunun çıkış noktasıdır.

Modernizm, saçmalık ve yabancılaşma kavramlarını insanlarla yüzleştirmiştir. Artık ortak bir kader olan yabancılaşma kavramı etkisizlik, ilgisizlik ve yalıtılmış kavramları ile eş değer anlamdadır. Yabancılaşma, modernizm ile birlikte robotlaşan bireylerin en büyük problemlerinden biridir.

Modernizm beraberinde ” yabancı ” terimini de getirmiştir. İnsanların bir çoğu modern dünyanın zorlukları karşısında yalnızlaşır ve bir vurdumduymazlık sürecine girer. Romanımızın kahramanı Meursault, işlediği cinayet karşısında vurdumduymazdır. Kendi geleceğini derinden etkileyecek sorgu esnasında bile tembel davranır.

“Benimde herkes gibi olduğumu, tamı tamına herkes gibi olduğumu ona söylemek istiyordum. Ama bütün bunların aslında hiçbir yararı yoktu. Tembelliğim tuttu, söylemekten vazgeçtim.”

Modern çağın insanın en büyük korkusu olan ” yabancılaşma ” kavramı edebiyat tarihi boyunca birçok yazar tarafından ele alınmıştır. Özellikle Albert Camus gibi 20. yüzyılın en önemli yazarının eserinde insanlar içinde yabancılaşma kavramı çok aşırı bir şekilde gözlemlenmektedir.

179 Görüntüleme

Yorum Yazın