Albert Camus ve Yabancı Eseri

İdam cezasından sonra Meursault papaz ile görüştürülür. Papaz ile arasında geçen görüşmede kahramanımızın hiç bir dine inanmadığı anlaşılır. Hayat absürd olduğu için ona gör yaratıcı bir varlık yoktur. Ölüm herkesi bekleyen bir gerçek olduğu için hayat anlamsızdır ve herkes aynı ölçüde suçludur. Söz konusu yabancılaşma kavramı din içinde geçerlidir.

“Değil mi ki insan ölecekti, öyleyse bunun ne zaman, nasıl olacağı pek önemli değildi.”

Toplumun dini değerleri ile Meursault’nün değerleri birbirleri ile çatışma halindedir. Meursault’nün karşısında savcı ve papaz bulunmaktadır. Bunlar onun için zıt kutup anlamına gelmektedir. Çatışma karakterler arasında da gözlemlenmektedir. Albert Camus’ya göre saçmalık, yaratıcı bir varlığın olmayışından kaynaklanır. Din, insanların toplum içinde ilişkilerini şekillendiren soyut bir kavramdır. Kişiyi topluma yakınlaştırır ya da toplumdan uzaklaştırır.

Saçma felsefesinden esinlenerek yazılan bu eser, yabancılaşmanın toplum ve hayat içindeki göstergelerini çok iyi yansıtmaktadır. Psikolojik açıdan bakıldığı zaman bu durum kimlik yitimi, ümitsizlik ve kişiliksizlik olarak adlandırılır. Tüm bu bozukluklar beraberinde yalnızlık duygusunu beraberinde getirir.  Yalnızlık bireyi tıpkı Meursault karakterinde olduğu gibi başıboş ve vurdumduymaz bir hayata sürekler. Birey hayattan silikleşir. Modern hayat ile kutuplaşma olduğu için birey yabancılaşma evresine girer.

Albert Camus ve Yabancı eseri
Dursun Akyüz
182 Görüntüleme

Yorum Yazın