Bauhaus ekolü

Cesur, rasyonel ve fonksyonel tasarımları ile Bauhaus anlayışının etkisi sanat, tasarım ve mimari disiplinlerde halen devam etmektedir. Bauhaus ekolünün ortaya çıkardığı mimari yapılar, eşyalar ve sanat eserleri günümüz bakış açısı ile modern ve estetik görünsede, 1920’li yıllarda yarattıkları farklılıkla dönem insanları üzerinde oldukça şaşırtıcı etkiler oluşturuyordu.

Almanya’nın ekonomik kalkınma hamleleriyle, İngiltere’ye ait endüstriyel üretim şekillerini ve zanaat yöntemlerini kendi sınırları dahilinde hayata geçirmeye başladığı, 19. yüzyıl’ın sonu, Bauhaus düşüncesinin de miladı oluyordu.  Bu tarihe kadar sadece sanatsal çalışmalarını sürdüren Prusya Sanat okulları atölyelerinde, İngilizlerin geliştirdiği metotları da kullanmaya başladılar.

Bu dönemde Peter Behrens ve Henry van der Velde gibi modern sanatçılar Düsseldorf ve Weimar okullarının yönetimini üstlenmişlerdi, endüstri ürünlerinin önemli ekonomik faktörler olduğunu vurgulayıp Avrupa pazarında üstünlük kazanmak için, yeni stiller geliştime konusunda gayrete girişiyorlardı.

Bu düşünceler baz alınarak, Alman sanat, endüstri ve zanaatını biçimlendirip, bağdaşık bir Alman stilini geliştirip belirlemek için, 1907 yılında Münih’te “Deutscher Werkbund”, yani Alman eser ittifakı oluşturuldu.

Bunun yanında 1. Dünya savaşı öncesi ekonomik kalkınma girişimleriyle birlikte, zamanın sistemini kritik eden ve reform hareketlerini biçimlendiren bir karşı hareket de güç kazanıyordu. Bu hareketin en önemli düşünürlerinden biri Walter Gropius (1883 – 1969) sadece modern yapıların mimarı olarak kalmıyor, teorileriyle fikir adamlığı özelliğini öne çıkarıyordu.

Henry van der Velde’den görevi devir alan Walter Gropius tarafından Weimar şehrinde 1919 yılında bir sanat okulu kuruldu, ki günümüze kadar şöhretini taşıyan Bauhaus okulu işte bu okuldu. O zamanlara göre yepyeni bir mimari, sanatsal ve tasarım anlayışı ile, klasik modernizmin temeli atılmış ve böylece uluslararası tartışmalara zemin oluşturmuştu.

Weimar dönemi

Üstatların ve öğrencilerin hedefi, sanat ve endüstriyelleşme kaynaklı üretimin ayrışmasını ortadan kaldırmak, zanaatın sanatsal anlamda yeniden canlandırılmasını sağlamaktı. Öğretmenler usta, öğrenciler ise aşamalı olarak kalfa veya çırak olarak tanımlanıyordu. 1923 yılında kurucu ve direktör Walter Gropius’un yönetiminde aydınlanma sürecinden sonra endüstriye yönelik çalışmalar başlatılıyordu. 1923 yılından itibaren “Sanat ve Teknik – yeni bir bütünlük” düşüncesi altında bir serginin düzenlenmesiyle, Bahaus çalışmalarının tüm bakış anlayışı ortaya koyuluyordu.

119 Görüntüleme

1 Yorum

Çisem için bir cevap yazın Cevabı iptal et