Bir hastane hikâyesi

Bu yazının konusunu oluşturan öykü, bir nisan gecesinde 10-12 kez kusan, şiddetli karın ağrısı çeken sekiz yaşındaki oğlumu, ertesi sabah özel bir hastaneye götürmemizle başladı. Yapılan tetkikler (kan, idrar, ultrason tahlilleri) sonucu apandisitinde büyüme olduğu gerekçesiyle çocuk cerrahisi olan bir hastaneye sevkine karar verildi. Bunun üzerine, oğlumuzu hızla bir devlet üniversitesinin çocuk cerrahisi bölümüne ulaştırdık.

Tabelalarla yön bulmanın neredeyse imkânsız olduğu hastane kampüsünde, etrafa sora sora yolumuzu bulduk. İlk şoku çocuk cerrahi polikliniğindeki hasta kalabalığını görünce yaşadık. Kimi Ş.Urfa’dan kimi Batman’dan kimi Çankırı’dan, velhasıl İstanbul ve Anadolu’dan onlarca hasta kapıda birikmiş, çaresizliğin verdiği sükûnetle, içerideki tek doktorun çocuklarını muayene etmesini bekliyorlardı.

Apandisti her an patlayabilecek, ağrıları artarak devam eden oğlumu daha fazla bekletmemek için, kapıdaki hemşireye durumun aciliyetini anlatma çabalarım maalesef sonuçsuz kaldı. Bir süre sonra içerden beyaz önlüklü biri dışarı çıktı ve -kapının önünü kapattıkları için- bizim de içinde olduğumuz hasta yakınlarını azarlamaya başladı. Bunun üzerine ben de oğlumun apandisitinin her an patlayabileceğini, acil bir durumu olduğunu anlatmaya çalıştım. Tabi ki dinlemedi ve beni tersleyerek uzaklaştı. Bir süre sonra içerdeki hemşire nihayet durumun acil olduğuna ikna olmuş olmalı ki bizi (oğlum, eşim ve ben) içeri aldı. Az önce tartıştığım doktor, ayağına gelmiş olmamdan haz duyar bir görüntü içinde, en küçük bir insani (geçmiş olsun, buyurun vb.) tepki vermeden, koltuğa kaykılmış vaziyette oturarak, alay eder gibi “niye özel hastaneye gittiniz, niye buraya geldiniz, nerelisiniz” gibi bize anlamsız sorular sormaya başladı.

Doktor, ne bize ne de 8 yaşındaki çocuğa en küçük bir insani yakınlık göstermeden, biraz önce yaşadığımız tartışmanın intikamını alır gibi yaptığı, muayeneden sonra istediği bazı tetkikleri yapmak üzere dışarı çıktık. Öğlen başlayan Cerrahpaşa maceramızın üzerinden yaklaşık üç saat geçmişti. Kan tahlilleri ve ultrason için, aralarındaki mesafe 600-700 metreyi bulan üç ayrı yere apandisti her an patlayabilecek, ağrıdan kıvranan oğlumla birlikte uğradıktan sonra, nihayet çocuğu hastanede yatırmayı başarabildik. 18.00’e doğru tahlil sonuçlarını alıp bölüme gittiğimde içeri giremeyeceğim, sadece kapıdan eşime teslim edebileceğim söylendi. Kapıdaki saatlerce bekleyişim de böylece başlamış oldu.

51 Görüntüleme

Yorum Yazın