Bir Siyasi Teşekkül olarak İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kuruluşu

1876’da Kanun-i Esasi ve parlamenter sistem Batılı fikirlerden etkilenmiş olan Genç Osmanlıların etkin rolüyle gerçekleşmişti. Ancak Rusya ile meydana gelen 93 Harbi’nin feci neticesinde Sultan II. Abdülhamit 31 Ocak 1876 tarihinde Rusya ile ateşkes imzalamıştı. Kısa bir süre sonra da Sultan tarafından Meclisi-ı Mebusan feshedilmişti. Çünkü savaşa ülke içindeki muhalefet baskısının etkisi neden olduğu gibi, yine onların isteği doğrultusunda teşekkül eden, devlet yönetimi konusunda tecrübesiz ve gelenekleri henüz oturmamış bir meclisle çalışamayan Sultan Abdülhamit böyle bir karar almak durumunda kalmıştı. Bundan böyle II. Abdülhamit idareyi tek başına ele almak suretiyle devletin merkezi otoritesini güçlendirerek ülkesini ayakta tutmak için büyük çaba sarf etmişti. Böylece Osmanlı tarihinde 1908 senesindeki İttihatçıların ihtilaline kadar sürecek bir devir başlamış oluyordu.[1]  

İttihat ve Terakki Cemiyeti Osmanlı yenileşme hareketinin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Osmanlı Devlet adamlarının Batı’ya ilk yönelimleri; şüphesiz ki bir gereksinim neticesinde ortaya çıkmıştı. Çünkü Osmanlı yöneticilerinde, Batı devletlerinin yeni usul ve erkanlarının savaşlarda galip gelmelerini sağladığı algısının yaygınlaşması nedeniyle Avrupa devletlerine karşı bir merak uyanmıştı. Avrupa’ya yönelmenin zorunluluğu ve Batı’nın bazı usullerinin Osmanlı’ da yürütülmesi ihtiyacı, Osmanlı yöneticileri tarafından kabul edilmişti. Nitekim askeri alanda görülen yenileşme çabaları zamanla diğer alanlara da yansımıştı. Ama bunun neticesi belli bir zaman sonunda olumsuz bir hal aldı. Öyle ki yenileşme düşüncesi genç ve dinamik aydınlar içerisinde, Batı medeniyetini kendi medeniyetinden üstün görerek, günden güne Batı’ya hayran olma biçimine dönüştü.

Her ne kadar Cemiyetin kuruluş tarihiyle ilgili 1889 senesi genel bir görüş olarak kabul edilse de (İttihad-ı Osmani) yurt dışı kaynaklı nizamnameyle ilgili ilk cemiyet bilgileri, İngiliz arşivlerinde belirtildiği üzere İstanbul’daki İngiliz Sefareti üçüncü Kâtibi Max Müller’in 14 Kasım 1895 tarihli raporunda geçmektedir.[2] Böylece cemiyetin resmi kuruluş tarihi için 1895 senesinin en geç temmuz ayında, kurulmuş olduğu söylenebilmektedir. Çünkü bundan önceki, altı sene zarfında İttihat ve Terakki Cemiyeti hakkında bir bilginin, ne Osmanlı Arşivlerinde, ne de İngiliz ya da başka devletlerin arşivlerinde olmaması, bu bilginin doğru olduğunu ispatlar niteliktedir.[3]

Bu bilgiler ışığında İttihat ve Terakki Cemiyeti’ nin kuruluş tarihi pek çok kaynakta 1889 olarak kabul görse de hatıra kitaplarında adı geçmekte olan Cemiyete üye öğrenciler arasında yapılan sohbetlerden ibaret olduğu ve herhangi resmi bir siyasal faaliyet durumunun o dönemde henüz söz konusu olmadığı yorumu yapılabilmektedir.

İbrahim Temo önderliğinde faaliyetlerine başlayan bu örgüt yüzyılın başında İtalya’da ortaya çıkmış olan Carbonari hareketinden esinlenilerek oluşturulmuştur. Buna örnek teşkil eden olay ise, örgütün kuruluşundan evvel İbrahim Temo, deniz yolu aracılığıyla Arnavutluk’a gitmiş ve Birindisi’ de kaldığı süre zarfında, Temo bir arkadaşı ile beraber Mason Locaları’nı ziyaret etmişti. Daha sonraları Osmanlı Devleti toprakları üzerinde, emsal bir gizli teşkilatın oluşturulmasına karar kılmasında etkisi olmuş olan Carbonari Hareketi’nin İtalyan tarihi üzerindeki rolü hakkında yeterince bilgi sahibi olmuştu. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluşunda Carbonari örgütü örnek alınarak teşekkül edilmiş olduğu varsayımına göre İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisindeki kayıtlı üyelerin birbirlerini sayısal ifadelerle çağırdıkları tahmin edilmektedir. Cemiyetin bölüntüleri her bir yeni üniteyi numaralandırarak oluşturulmuş ve daha sonra oluşturulan bu gurup içerisindeki her üye de numaralandırılmıştır. Ünite veya şube sayısı bölüntünün paydasını, üye sayısı ise payını sembolize etmiştir.[4]

Sultan II. Abdülhamit, ülkesinde cereyan eden yararlı ve zararlı her türlü faaliyetten haberdar olabilmek adına, dünyanın o dönemki şartları içerisinde en önde gelen istihbarat teşkilatlarından birini kurarak ülkesini Avrupa Devletleri’nin şerrinden kurtarmayı amaçlamıştı. Bu bağlamda II. Abdülhamit hatıralarında Jön Türklerden bahsederken:

‘’Bir gün tarih kendilerine Jön Türkler dedirten kimselerin neden Mason olduklarını elbette araştıracak ve ortaya koyacaktır. Benim tahkik ederek öğrenebildiklerimin hemen hepsi Masondur ve yine hemen hepsi, “İngiliz Locasına” bağlıydı! Bu localardan maddi yardım görüyorlardı. Bu yardımların İnsani mi, Siyasi mi olduklarını tarihçiler elbette öğrenecektir!‘’ [5]

satırlarını kaleme almıştır.

Bundan sonraki süreçte artık daha faal bir şekilde eylemlerini sürdüren örgüt ilk resmi propaganda faaliyetlerini de başlatmıştı. Böylelikle İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ilk nizamnamesi 1895 yılının bahar aylarında Mülkiye Mektebi’nin ikinci sınıf talebelerinden A.Münif ve Leskovikli M. Rauf tarafından kaleme alınmış ve bu arada tıbbiyeli öğrencilerin de düşüncelerine başvurulmuştu. Bunu takriben cemiyet adını taşımakta olan ilk beyannamesi ise aynı yılın 30 Eylül günü Ermeni Vakıası üzerine Ekim’in ilk haftası içinde İbrahim Temo ve arkadaşları İshak Sükuti, Eczacı Mehmet ve Dr. İsmail İbrahim tarafından 1.000 adet nüsha adedinde basılarak dağıtılmıştı. Böylece Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ilk defa sesini duyurarak varlığını hissettirmişti.[6]

1895 yılında meydana gelen Ermeni olaylarında, Ermenilere ait bağımsızlık ve özgürlük hareketi adı altında bir çete Osmanlı Bankası’nı basmış ve İstanbul’da büyük bir kargaşa yaşanmıştı. Bu olaylar vukuu bulurken Cemiyet ilk bildirisini yayınlıyor ve şunları kaleme alıyordu:

‘’Müslüman ve yurtsever Türkler, Ermeniler öylesine yüz buldular ki tüm yabancıların saygıdeğer olarak kabul ettiği devletimizin en yüksek katı olan Babıâli’yi basıyorlar. Başkentimizde asayişi bozuyorlar. Bu küstahça hareketler yurtsever ordumuzun üzüntü nedeni olmaktadır. Ancak bu meydan okurcasına, acı ve üzüntü veren hareketler despotların, yöneticilerin baskı yapmalarına neden olmaktadır. Biz Türkler, bütün Osmanlılılar gibi bu despotik yönetimden kurtulmak istiyoruz. Örgütümüz bu amaçlar uğruna eylem veriyor. Gelin bu gün Babıâli’ye yürüyelim ve Ermeniler’i kınayalım. Kıyıcılığın merkezi olan Şeyhülislam’ın konağına ve Yıldız sarayına saldıralım. Despotları ortadan kaldıralım, yok edelim. Birleşip el ele verelim gücümüzü çoğaltalım. Bizim de özgürlük ateşiyle yandığımızı ona layık olmak için tutuştuğumuzu tüm uygar dünyaya kanıtlayalım.’’ [7]

Bildirinin altında o zamana kadar daha önce duyulmamış bir oluşumun adı yer alıyordu: Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurulmasından sonraki dönemde, özellikle Abdülhamit’in kurmuş olduğu istihbarat teşkilatı İstanbul’daki muhalif yapıyı iyice takip altına almıştı. Bu sürecin ardından pek çok cemiyet üyesi ülkeyi terk etmiş, kalanlarsa bu gizli İstanbul örgütünü vilayetlerde de yaymaya başlamışlardı. Örgütün kurucu mensupları Avrupa’da ve Kahire’de şubeler açmışlardı. Bu cemiyetin yaydığı düşüncelere meyilli olan öğrenciler, İstanbul’daki askeri ve mesleki okullardan mezun olup vilayetlere tayin oldukça, devrimci düşünceler, yayılmaya başlıyordu. Bu esnada hükümet, kuşkulandığı talebeleri, askerleri ve memurları bilhassa Hicaz, Bağdat, Trablusgarp gibi uzak vilayetlere sürgün etmiş, gidenler, buralarda da benzer propagandayı sürdürebilmişlerdi. Destekçi subaylar sayesinde, bu vilayetlerin başkentlerindeki başlıca askeri birliklerde cemiyetin faaliyetleri hızlı bir şekilde gelişmişti.[8]

Bir müddet sonra devlet tarafından sürgün edilen veya kendiliklerinden yurt dışına kaçan cemiyet mensupları bulundukları yerlerde, yine gizlice bu cemiyetin şubelerine açmaya başlamışlardı.1889 yılında Avrupa’daki Jön Türkler’e tanıdık bir isim olan Ahmet Rıza Paris’te dâhil olmuştu. Hakkındaki söylentiler sebebiyle Ahmet Rıza Hüdavendigar vilayetindeki (Bursa) eğitim-öğretim müdürlüğü görevinden ayrılmış ve Abdülhamit saltanatına karşı Osmanlı Devleti’nin dışında bir muhalefet kampanyası başlatmıştı.[9] Ahmet Rıza Meşveret gazetesini yayımlamaya başlayarak Avrupa’da bulunan sürgünleri etrafına toplamaya başlamıştı. Böylece Fransa’da etkinliklerini ve muhalefetlerini arttıran Türker’e Avrupalılar Fransızca Jeunes Turcs ( Jön Türkler), yani genç Türkler adını takmışlardı.[10]

Ülke dışında, Sultan II. Abdülhamit’in yönetimine karşı muhalif hareketin üyeleri, çıkardıkları gazetelerle kendi düşüncelerini ülke içinde ve dışında yayma çabası içindeydiler. Cemiyetin Kahire şubesi Kanun-i Esasi ve Hak, Cenevre Şubesi Mizan ve Osmanlı gazeteleri yayımlamaktaydı. Yurtdışındaki bir diğer önemli yayın organı ise Londra’da çıkarılan Hürriyet gazetesiydi. Bunlar haricinde daha pek çok Türkçe, Arapça, Kürtçe, Arnavutça gazete ve dergiler çıkartılmaktaydı. Hatta içlerinde Yahudice bile çıkanlar vardı. Böylece çeşitli ülkelerden 95 Türkçe, 8 Arapça,12 Fransızca ve bir de Yahudice olmak üzere, 116 gazetenin çıkarıldığı ve bunların çeşitli yollardan ülke içine sokulduğu görülmekteydi.[11]

Cemiyet’in yapısı, geniş ve birbirinden ayrı amaçları olan gurupları bir şemsiye altında topladığından türdeş ( homogen) bir düzene ehil olamamış ve Hizb-i Cedit adında sağ, Hizb-i Terakki adın da sol kanatlara sahip olmuştur.  Fakat bunlardan belirgin olanın sağ kanat olduğunu belirtmek gerekir. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin en mühim temel problemi fırka – cemiyet ayrımı ve bu durumun ortaya çıkardığı sorunlar olmuştur. Bu dönemde Cemiyet’in rolünün ne olduğu en çok tartışılan sorun olmuştur.[12]


[1] Mustafa Gencer, Jöntürk Modernizmi ve Alman Ruhu 1908-1918 Dönemi Türk-Alman İlişkileri ve Eğitim, İletişim Yayınları, İstanbul,  2003, s.41.

[2] Ali Birinci, Hürriyet ve İhtilaf Partisi, Dergah Yayınları, İstanbul, 2001.., s.401-405.

[3] A.g.e., s.401-405.

[4] Ernest E. Ramsaur, Genç Türkler ve İttihat Terakki, çev: Hasancan Yüncü, Etkin Kitaplar, İstanbul, 3. Baskı, 2013, s.34-35.

[5] Levon Panos Dabağyan, Osmanlı’da Şer Hareketleri ve Abdülhamit Han, 2. Baskı, Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, s.238.

[6] Ali Birinci, a.g.e., s. 401-405.

[7] Tevfik Çavdar, İttihat ve Terakki, İletişim Yayınları, İstanbul, 1991, s.16-17.

[8] Hasan Kayalı, Jön Türkler ve Araplar, Osmanlıcılık Erken Arap Milliyetçiliği ve İslamcılık(1908-1918),2.Baskı, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 2003, s.53-54.

[9] Ernest E. Ramsaur, a.g.e., s.41.

[10] A.g.e., s.41-42.

[11] Vahid Çabuk,  Hedefteki Sultan II. Abdülhamid, 2. Baskı, Truva Yayınları, İstanbul, s.224-225.

[12] Tarık Zafer Tunay, Türkiye’de Siyasal Partiler; II. Meşrutiyet Dönemi 1908-1918, İletişim Yayıncılık, İstanbul, 1998, s.63.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir