Birinci Jön Türk Kongresi


Birinci Jön Türk Kongresi, imparatorluğun bütün milletlerinin ve muhaliflerinin katılımıyla, Jön Türkler arasındaki gruplaşmalar ve azınlıkların farklı talepleri ve faaliyetleri istikametinde, yapılacak ıslahat konusunda ortak bir paydada buluşma amacıyla 1902’de Paris’te toplandı.[1]

Kongreye katılacak olan davetlilerin ikametgâh ve yol masrafları gibi maddi meseleler Prens Sabahattin tarafından ayarlamıştır. Sultan II. Abdülhamit’in kongrenin toplanmasına engel olmaya çalışması üzerine ertelenmek zorunda olan kongre 4-9 Şubat 1902 tarihlerinde Jön Türklerin dostu ve ayan meclisi üyesi olan Mösyö Lafeuvre Contalis’in evinde yapılmıştır. Davetli sayısının net olmadığı ve Prens Sabahattin yanlısı delegelerin çoğunluğu oluşturduğu kongrede esas itibariyle iki düşünce tartışma konusu olmuştur. Bunlardan biri, inkılabın yalnızca yayın yoluyla başarılı olamayacağı; Bundan dolayı da ihtilal metodunun da kullanılması gerektiği fikri, diğeri ise İnkılâbın başarılı olabilmesi için yabancı devletlerin de müdahalelerinin ve desteğinin olması gerekliliği düşüncesidir.[2]

Kongrede “Bir ihtilal sonunda yıkılması istenen Abdülhamit rejiminin yerine ne gibi fikirler ve müesseseler konacaktır?” sualine cevap arandı ve iki gruptan iki farklı cevap geldi. Ahmet Rıza Beyin önderi olduğu İttihat ve Terakkici grubu merkeziyetçi bir Meşruti yönetimi savunurken, Prens Sabahattin ve destekçileri, adem-i merkeziyetçi federatif bünyeli bir devletin kurulmasından yanaydılar.[3] Bu kapsamda Prens’in,  iki tip toplum teorisi vardı ve esasen bu teorilerinin dayanak noktası İngiliz hayranlığından ileri gelmekteydi. Prens, bunu bireyci ve kamucu olarak sınıflandırıyordu. Prens’e göre; İngiliz toplumu bireyci olduğu için üstün, Osmanlı toplumu kamucu olduğu için geriydi.[4]

Kongredeki fikri ayrılık, yalnızca arzu ve amaçlar konusunda değil metot ve uygulama konusunda da yaşanmaktaydı. Ahmet Rıza Bey ve İttihatçı grup sadece propaganda ile devrim yapılamayacağını, bunun için askeri kuvvetlerinde devrime katılması gerekliliğini vurgularken. Prens Sabahattin ve taraftarları özellikle azınlıklar, devrimin başarılı olabilmesi için kısmi bir yabancı (İngiliz) desteğinden söz ediyorlardı. Bilhassa Ermenilerin ortaya attığı bu görüşe İttihatçılar kesin olarak karşı çıktı.[5] Jön Türklerin, Sultan II. Abdülhamid’e karşı yürüttükleri mücadelenin amacı ve izlenecek uygulama konusunda anlaşamaya varamamaları, bu birleşik muhalefet cephesini bölmüştü. Prens Sabahattin’in kongreden sonra 1906’da kurmuş olduğu Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti ile derin bölünme resmiyet de kazanmış oldu.[6]

Sert tartışmalara sahne olan kongrede Abdülhamit rejiminin yıkılması konusunda fikir birliği hâkimdi. Bundan dolayı da ihtilal metodu kabul edilerek benimsenmiş oldu. Asıl tartışma ve fikir ayrılıkları ikinci fikir önerisi olan yabancı devletlerin de müdahale ve desteği konusunda yaşanmıştır. Prens Sabahaddin ve destekçileri bilhassa gayrimüslim delegeler, yabancı devletlerin müdahalesini desteklemişlerdir. Bundan dolayı onlara “Müdahaleciler” ismi yakıştırılmıştır.[7] Prens Sabahattin’in kongrede yapmış olduğu konuşmasında: “…Ülkemizde uygulanmasını istediğimiz ve bu yolda var gücümüzle çalıştığımız ıslahat, belirli bir halk, din ya da grup için değildir. İstisnasız bütün Osmanlılar adına ıslahat istemekteyiz…” [8]ifadelerini kullanırken Ermenilerden büyük alkış almıştır. Prens Sabahattin “Islahat” kelimesini kullanırken, reform veyahut özerkliğe atılan ilk adıma vurgu yaparken, aynı zamanda da 13 Temmuz 1878 tarihinde imzalanan Berlin Antlaşması’nın 61. maddesine de gönderme yapıyordu. 61. Madde; “Büyük Devletlerin” azınlıklarla ilgili düzenlemelerin yapılmadığı durumda Osmanlı Devleti’ne müdahale hakkını tanımaktaydı. Ermeni yazar Nurias Çeras, ‘’Reformları’’ şöyle tanımlamaktadır: “Gerçi, Avrupa bize özerklik vermedi ama bize öyle bir madde bağışladı ki, bu bizi, erişmek için yanıp tutuştuğumuz amacımıza ulaştıracaktır. Babıali, Ermenilerin yaşadığı yerlerde gereken reformları yapmaya söz verdi. Bu reformlar bir gün idari özerkliğe dönüşecektir.”[9]

Ahmet Rıza Bey’in cenahı ise yabancı müdahalesine şiddetle karşı çıkmış bu yüzden de onlara “Âdemi Müdahaleciler (Müdahale karşıtları)” denilmiştir. Kongrede alınan kararlar doğrultusunda İngiliz bankası olan Turkish National Bank’tan maddi destek sağlayarak, Trablusgarp’ta bulunan [Arnavut, Mareşal] Recep Paşa ve bazı subaylarla anlaşan Prens Sabahattin, Sultan II. Abdülhamit’i devirmeye kalkışmışsa da bu darbe teşebbüsü, Recep Paşa’nın vazgeçmesi üzerine gerçekleşmemişti.[10]

Birinci Jön Türk Kongresi’nde bu tartışmalar yaşanırken Ermeni Hınçak ve Taşnak komiteleri 3 maddelik istek beyanlarında bulundular. Beyanlarında; ‘’Ermeniler mevcut yönetimi değiştirmek gayesine uygun bütün hareketlerde Osmanlı hürriyetperverleriyle birlikte çalışmaya hazırdırlar. Birlik harekâtı haricinde Ermeniler kendi özel harekâtlarına devam edecekler ve bu özel hareketleri Türkiye’nin sosyal birliğiyle alakası olmayıp, şimdiki yönetime karşı olan bir kuvvettir.’’ İbarelerini kulandılar ve ‘’Ermenilerin bu özel harekâtı Berlin Antlaşmasının 7. Maddesi ve 11 Mayıs 1895 tarihinin muhtırasıyla ekleri ve Ermeni komiteleri adına Fransa Hükümetine Hariciye Nezareti aracılığıyla sunulan layihalarda ismi zikredilen ıslahatın hızla elde edilebilmesi arzusuna dayanmaktadır.’’ demişlerdi.

Fakat Kongrenin ne amacına ne de ruhuna uymayan bu Ermeni komitesinin tekliflerini, heyette bulunan Türk, Arnavut, Arap, Rum azası kabul etmeyerek reddetmişlerdir. Kongrenin sonunda Prens Sabahattin destekçisi delegelerin çoğunluğu münasebetiyle ‘’Müdahaleci’’ fikirler kabul edilmiş fakat kongreden birlik kararı çıkamamıştır. Bunun haricinde Müdahaleciler grubu 4 maddelik bir karar almıştır:

1-         Abdülhamit’in yönetiminin baskıcı rejimi kabul edilemez,

2-         Osmanlı Devleti’nde yaşayan bütün insanlar eşittir ve eşit haklara sahiptir.

3-         1876 Kanuni Esasi tekrar yürürlüğe konulacak ve Osmanlı’nın birlik ve beraberliği esas ilke olacaktır.

4-         Berlin Antlaşması’nda Osmanlı’yı ilgilendiren tüm maddeler uygulanacak ve uluslararası antlaşmalara saygı gösterilecektir.

Kongrede çoğunluk gücünü elinde bulunduran ve 4 maddelik kararı çıkarmış olan Müdahaleciler grubu Prens Sabahattin önderliğinde çok geçmeden merkezi Paris olan Teşebbüsü Şahsi ve Ademi Merkeziyet Cemiyeti’ni kurdular.[11]

Cemiyet isminden de anlaşılacağı gibi federatif ve liberal bir felsefe akımı ekseninde olup “Ademi Merkeziyet” ve “Tevsii Mezuniyet” adını verdiği, yerel yönetimler modelini benimserken, Vilayet merkezinde görevli olan vali, adli ve mali yönetimdeki amirlerin hükümetçe atanmasını, ancak vilayetin idaresini, valinin başkanlık ettiği yerel halk tarafından seçilmiş bir meclisin sürdürmesini savunmuşlardır.

Ahmet Rıza Bey önderliğindeki Ademi Müdahaleciler grubu ise Paris merkezli Terakki ve İttihat Cemiyeti’ni kurmuş, ilk Jön Türk kongresinde sayı olarak azınlık kalmalarına karşın tutarlı politikaları doğrultusunda bilhassa Rumeli’nde çok hızlı bir şekilde yayılarak kısa zamanda çoğunluk üstünlüğünü kazanabilmişlerdir.

1902-1906 yılları arasında Ahmet Rıza Bey ve ekibinin İttihat ve Terakki adını kullanmadıklarını müşahede ediyoruz. Başlıca faaliyetlerinden biri olarak Şûra-yı Ümmet Dergisini, Mısır’da 10 Nisan 1902 tarihinde neşretmeye başladıkları olduğunu görmekteyiz. Yönetiminde Sami Paşazade Sezai’nin, Ahmet Ferit Bey’in ve Silistreli Hamdi’nin isimleri geçmekteydi. Şurâ-yı Ümmet’te açıklanan programla Meşveret’te açıklanan programın birçok ortak noktası olduğu söylenebilir. Daha da somutlaştırmak gerekirse; Müdahaleye karşı olmak, Osmanlıcılığın öne çıkarılması, şiddete methiyeler düzülmemesi gerektiği şeklinde özetlenebilir.[12]



[1] E. Zürcher Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, çev: Yasemin Saner,  İletişim Yayınları, İstanbul,  28. Baskı, 2013, s.133.

[2] Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki,  7. Baskı, İmge Kitabevi, Ankara, 2014., s.80-83.

[3] Tarık Zafer Tunaya, Siyasal Gelişmeler (1876-1938), s.61.

[4] Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1969, s.162.

[5] Sina Aksin, a.g.e., s.176.

[6] Eric Zürcher, a.g.e., s.133.

[7] Doğan Avcıoğlu, a.g.e., s. 165.

[8] E. E. Ramsuar, Jön Türkler…, s.84.

[10] Doğan Avcıoğlu, a.g.e., s. 165.

[9] Bilal Şimşir, Kürtler, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 2007, s.157.

[11] Ahmed Bedevi Kuran, İnkılap Tarihimiz ve Jön Türkler, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000, s. 185.

[12] Sina Akşin, a.g.e., s. 97.

[13] Şerif Mardin, Jön Türkler…, s.257.





Yorum Yazın