Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri Sergisi

İstanbul Araştırma Enstitüsü, “Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri” fotoğraf sergisinde Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden Tanzimat Dönemi’ne kadar İstanbul’un sakinleri olan sokak köpeklerinin yaşadığı serüveni anlatıyor. Koronavirüs nedeniyle sergiyi online olarak gezmek mümkün (erişim için tıklayın).

Yabancıların gözlemlerine yer verilen sergide Osmanlıların sadece köpeklere değil diğer canlılara da duydukları saygıyı ve merhameti de görmek mümkün. Gözlemlere göre köpekler İstanbul’da beledî ve kolluk görevlerini üstlenmişlerdi.

19. yüzyıl’da modernleşme hareketiyle beraber Avrupa’ya benzeyebilmek için II. Mahmud’un emriyle İstanbul’un sakinleri Hayırsız Adasına sürgüne gönderildi.  Terk edilmiş adalarda, köpeklerin trajik sonu yüz yıllardır İstanbulluların hafızasından silinmedi.

Sergide yer alan Avrupalı gözlemcilerden biri olan Pierre Loti’nin köpeklerin sürgünü kararına ilişkin yorumu:

“Evet, her şey gönlümce, ama köpekler ortada yok, her yerde dolanmalarına alıştığımız, zararsız, uysal, şöyle bir dokununca oldukça duygulanan cana yakın köpekler. Onlar mahalle aralarında gece bekçiliğine çıkar, sokakları temizler, küçük çocukları kollarlardı. Bu ülkeye II. Mehmed’in ordularının ardınca gelmişlerdi, buraya sonsuzluğa dek yerleştiklerini sanıyorlardı, şimdiye değin kendilerine hiç kötülük etmeyen insanlara güvenleri tamdı, ama ‘gelişme’yi ve Levantenlerin hükümet işlerine burunlarını sokacaklarını hesaba katmamışlardı; hiç kimseyi ısırmadıkları dört ya da beş yüzyıllık bir bağlılıktan sonra bu bahar kırımların en acımasızına hüküm giydiklerini gördüler.”

Pierre Loti, “Köpekleri ortadan kaldırma işi rahat yürümemiş; sabah çevremde oturanlar Hilal’e uğursuzluk getirecek bu küçültücü işi hiçbir Türk’ün üstlenmek istemediğini söylediler; bu iş için serserileri, çingeneleri, haydutları toplamak zorunda kalmışlar. Bu adamlar kıskaçlı büyük demir maşalarla iş görüyorlarmış; zavallı kurbanlarını boyunlarından, ayaklarından ya da kuyruklarından yakalıyor, yara bere ve kanlar içinde onları Hayırsızada’ya götürecek kayıklara üst üste atıyorlarmış. İstanbul’da günlerce çığlıklar, ağlamalar, şiddetli tartışmalar duyulmuş. Türkler kızıyor, bunu istemiyorlarmış. Zavallı köpekler! Olabildiğince çoğunu evlerde gizlemişler.” 

152 Görüntüleme

Yorum Yazın