Fransa’da bir grev kırıcı: Euro 2016

Egemen sınıflar, tarih boyunca varlıklarını sürdürmek ve yeniden üretmek için toplumlar üzerinde her zaman tahakküm kurmak ve onları baskı altında tutmak zorundadır. Ancak bu baskı ve yönetme mekanizmalarında her zaman baş aktör şiddet değildir. Egemenleri her geçen gün baskı mekanizmalarını geliştirmiş, şiddete gerek kalmadan; kendisini yozlaştıran, düşünmeyen, sorgulamayan ve kendi varoluşundan uzaklaşan toplumlar yaratmış; kendine, topluma ve emeğine yabancılaşan insan tipini yetiştirmeyi başarmıştır. Günlük yaşam derdinde bocalayan toplumların kendi gündemlerini suni bir takım konu ve olaylar üzerine oluşturması egemenler tarafından neredeyse kusursuz biçimde uygulanan zekice bir stratejidir.

Portekizli dikdatör Salazar’a ülkeyi 41 yıl tek başına nasıl yönettiğini sormuşlar. Hafif bir gülümseme ile “Tres F” yani “3 F ile” diye yanıt vermiş; Fado (müzik), Fiesta (eğlence) ve Football (futbol). Bir diktatörün ülkeyi yönettiği üç mekanizmadan biri olarak futbolu görmesi elbette ki tesadüf değil.  Futbolun kitleler üzerindeki büyük etkisi yok sayılamayacak kadar berraktır. Sömürü sisteminin acımasız koşulları altında ezilen, ekonomik, siyasal baskılar altında kıvranan, iletişim araçları aracılığıyla adeta bombardımana tabi tutulan geniş kitleler, sermaye tarafından süslenen ve her gün yeniden ve yeniden üretilen futbola sığınır. Zamanla futbol sevgisi bir tercih değil bir zorunluluk halini alır. Günün ortalama 10 saatini ertesi gün de işe gidebilmek için çalışarak geçiren kitleler, siyasal ve ekonomik baskı altında yıprandıktan sonra evlerine dönerken elbette bir rahatlama ve ertesi günkü çalışma koşullarına hazır olmak için deşarj olma ihtiyacı duyar. Ancak günün kalan saatleri de sistem tarafından çok önceden planlanmıştır. ‘Boş zamanlar’ında özgür ve rahat olduğunu düşün birey aslında her gün önceden belirlenmiş olan TV programlarını, yemekleri, giysileri, arabaları, telefonları kullanır ve daha da kötüsü bunu içselleştirir, özgür olduğu duygusuna kapılır. Ancak buradaki özgürlük, sadece ‘marka’ seçme özgürlüğüdür.

ENDÜSTRİYELLEŞEN, META HALİNE DÖNÜŞEN SPOR

Futbolda da durum tam olarak budur. Herkes istediği takımı tutmakta istediği ligi takip etmekte özgürdür. Ancak kimse futbol gündeminin dışına çıkamaz ya da dünyanın yarısı açlıktan kıvranırken alınan yüksek ücretlerin yanlışlığından, futbolun endüstriyelleşmesinden ve bir spor için birilerinin ölmesinin sorgulanması gerektiğinden bahsedemez. Bütün gün çalıştıktan sonra yorgun bir şekilde eve gelip maç için TV karşısına geçen ve ilk 30 dakikasında uyuyup kalan insanların ertesi günü sokak aralarında sabahtan akşama kadar futbol konuşması sadece futbolun evrenselliğiyle açıklanamayacaktır. Bütün ömürlerini bu şekilde tüketen insanların, hayatlarının değişmemesi için her şey sistemine uygundur.

206 Görüntüleme

Yorum Yazın