Hasan Boğuldu

Yanımdaki kız, ortada kalan yufkalarla peyniri mendile sarıp heybesine yerleştirdi; ben, hemen kalkmayı asla düşünmediğimi belli etmek ister gibi arkamdaki çama yaslanarak:

“Hani şu Hasan’ın nasıl boğulduğunu anlatacaktın!” dedim.

“Nasıl boğulduğunu gören yok ki… Yalnız orada boğulduğunu söylüyorlar!”

“İyi ya, neden boğulmuş?”

“Obaya varınca kime sorsan diyiverir… Hadi yolumuza gidelim!”

“Yok canım!” dedim. “Yemek üstüne hemen yola çıkmak iyi değildir. Sonra obada İsmail Baba’yla konuşacak çok lafımız var… Sen bildiğin kadarını söyleyiver!

Hacer heybeyi tekrar yanına bırakarak azıcık düşündü. Bir aralık gözlerini üstümde gezdirerek hikâyesini ne dereceye kadar alaka ile dinleyeceğimi, ne kadar anlayabileceğimi keşfetmek ister gibi beni süzdü. Genç yüzünde büyük bir ciddilik, iri, siyah gözlerinde dalgın bir hal vardı.

“Bu Hasan Zeytinli’de bahçıvanmış…” diye başladı. Anlatırken önüne ve ara sıra ovaya bakıyor, güzel bir delikanlı eline benzeyen irice elinin şahadet parmağıyla toprağı karıştırıyordu.

“Bu Hasan Zeytinli’de bahçıvanmış… Ufacık bir bahçesi varmış; yazın bostan, yeşillik eker, kışın el zeytini silkmeye gider, koca anasıyla yaşar dururmuş. Daha da pek genç imiş; hani bıyığı yeni terlemiş. Anasından başka kadına göz kaldırıp bakmaz, düğünde, bayramda öbür delikanlılar gibi rakıya, oyuna katılmaz, kız gibi bir oğlanmış… Pazarlara gidip bostan ne satınca da parasını getirir, anasına teslim edermiş. Bizim obadan onu bilenler var da onlar söylüyorlar… Anam daha şuncağız çocukmuş… İşte o zamanlar bizim Yüksekoba’dan Emine, Edremit pazarında bu Hasan’ı görmüş… Anam Emine’yi bilirdi; sekiz yük balları varmış; babası ağaç devirip kereste yapar, anasıyla Emine de arılara bakarmış. Dağ gibi bir kızmış. Danaları, inekleri, boynuzundan tutunca şu yana savuruverirmiş. Bu geldiğimiz yolu iki saatte iner, üç saatte çıkarmış. Çocuklarla da pek oynar, obanın kızlarını ardına takınca ormanda koşturup terletir, sonra da hepsini bicik bicik yanaklarından öpermiş… İşte bu Emine, Edremit pazarında Hasan’dan bostan almış; hani dağlık yerde pek kavun karpuz olmaz da onun için… Hasan bostanları Emine’nin heybesine doldururken:

2.658 Görüntüleme

Yorum Yazın