İnsanî mimarinin İstanbullu ustası: Bruno Taut

Boğaziçi köprüsünün Asya-Avrupa yakası geçişinde sağ tarafta kalan tepe üstünde, ağaçlar arasında, Japon mimarisini andıran şirin bir bina kırmızı rengi ile göze çarpar. Birgün yanımda bulunan arkadaşıma ‘daha önce bu binayı fark ettin mi?’ diye sordum. Arkadaşımın cevabı ‘Evet, farklı görünüşüyle ilgimi çekmişti. Hakkında bilgim yok. Sanırım zengin birine ait olmalı’ oldu.

Tahminimce, birçok kişinin verebileceği bir cevaptı bu. Bahse konu bina Alman mimar, şehir plancısı, ressam, tasarımcı ve yazar Bruno Taut’un 1938 yılında inşa edilen kendi eviydi. Bu evi İstanbul’a yerleştikten iki yıl sonra 1934’te yaptırmıştı ama maalesef bu evde uzun süre yaşayamamış, 1938 yılı sonunda hayata veda etmişti.

Bruno Taut dikkatli incelendiğinde, sıradışı teorileri ve hayat hikayesiyle tanınmaya değer bir mimar olmayı hak etmiştir.

Bruno Taut kimdir?
  • 4.5.1880 tarihinde Königsberg’de (bugün Kaliningrad) doğdu.
  • 1897-1901 Königsberg İnşaatçılık Okulundaki mimarlık eğitimini gördü (eski Doğu Prusya).
  • 1909 yılında kendi mimarlık bürosunu Franz Hoffmann ile birlikte kurdu, kardeşi Mimar Max Taut 1912 te büroya ortak oldu.
  • 1910 yılında Alman Eser İttifakına (Deutscher Werkbund) üye oldu.
  • 1921-1924 yılları arası Magdeburg’da Imar kurulu başkanlığı yaptı.
  • 1924-1931 yılları arası çok sayıda değişik inşaat firmalarına ve kooperatiflere toplu konut projelerine imza attı.
  • 1931’de Berlin’de Prusya sanat akademisi üyesi oldu.
  • 1933’te Japonya’ya göç etti.
  • 1936’da Türkiye’ye yerleşti, Güzel Sanatlar Akademisi mimarlık bölümü başkanı olarak atandı, Milli Eğitim Bakanlığında mimarlık bölümü yönetimini üstlendi.
  • 24.12.1938 tarihinde vefat etti, Edirnekapı Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Bazı Eserleri:
  • Cam Ev, 1914, Köln
  • Nal Yerleşim Bölgesi ,’Hufeisensiedlung’, 1925, Berlin-Britz – UNESCO Dünya Mirası
  • Papağan Yerleşim Bölgesi ‘Papageiensiedlung’, 1925, Berlin-Zehlendorf
  • Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 1937–39, Ankara
  • Atatürk Lisesi, 1937–40, Ankara
  • Atatürk’ün katafalkı, 1938, Ankara
  • Cumhuriyet Kız Enstitüsü, 1938, İzmir
  • Cebeci Ortaokulu, 1938–39, Ankara

Taut bir konuşmasında şöyle der: ‘Yapıların görünümü önemsizdir, asıl önemli olan şey, insanların yapıların içinde nasıl göründüğüdür.’  Mimar bir binayı tasarlama aşamasında sanatçı kimliğini ve eserini ortaya koyarken, insanın fiziksel ölçeğini göz ardı etmemelidir. Basit bir örnek verirsek, ortalama insan boyu 1.75m iken, üç metrelik kapılar bu anlayışa göre gereksizdir. Bir anlamda Taut bu düşüncesi ile yapılarda mütevaziliği ön planda tutmaktadır. Fantastik sanatın ve mimarlığın en yoğun günlerinde, o kendisini toplumun sesi ve toplumun özlemlerini dile getiren birisi olarak görüyordu. Toplum kavramını pasifize etmiyor, onunda yaratıcı güçler taşıdığına inanıyordu. Ona göre bir yapının tasarımı tek başına mimarın elinden çıkmamalıydı. Bu düşünceden yola çıkarak Magdeburg’da belkide hayatının en önemli deneyimini yaşadı. Gri ve çirkin görünümlü şehir manzarasının renkli ve mutlu bir hayat sahasına dönüştürülmesi için, sıradışı bir çabaya girişti. Meslektaşı Walter Gropius gibi Bruno Taut’ta insanların renklere aşık olduğuna inanıyor ve bir toplumsal katılımla mimarlığa da yaşamsal bir mutluluğun yansıtılmasını ümit ediyordu. Bu girişim karşılıksız kalmadı. Toplum Taut’un çağrısına yanıt verdi ve bir anda Magdeburg şehrine ait binalar renkli cepheleriyle  dünyaca tanındı. Ama bu renklilik uzun sürmedi. Renklerde yaşanan olabildiğince  özgürlük karşı bir hareket ile son buldu. Bu toplum kaynaklı renksel enerjiyi sınırlandıran yönetmelikler ve bürokratik engeller çok geçmeden hayata geçirildi, Magdeburg şehri de yine eski tekdüze haline döndü.

250 Görüntüleme

Yorum Yazın