İstanbul

İstanbul - Yaşar Sevimli

Adına şiirler şarkılar yazılan şehir, iki kardeşin paylaşamadığı en değerli oyuncağı, Türkiye’nin kehribar tespihi, göz bebeği, Fatihin fethi…

İstanbul, gönül diyarlarının seyahatlerinde verilen molalarda, ruhlarımızı serinleten bir şehirdir. Kalbimizin bam teline dokunmayı daima başarabilmiş bir şehir. Bu şehir ki bam teline dokunmada o kadar usta ki en iyi saz ve söz aşığıyla atışır. Sazını bülbül gibi konuşturan âşık, Neşet Ertaş’tan bir türkü icra eder. İstanbul da durur mu cevap verir: Kız kulesi der. Sonra bizim üstat: Gel yağmur ol gel der, İstanbul: yağmurları kıskandıran denizini söyler. Boğazını söyler. Denizinde yükselen köprülerini, Boğaziçi’ni, Fatih Sultan Mehmet’i, altın boynuzu Haliç’i…

Sarayları, camileri, İstanbul’u İstanbul yapan tarih kokan her yapıtıyla, gövde gösterisi yapar adeta İstanbul. Hani filmlerde şu söz hep duyulur ya: Ulan İstanbul, sen mi büyüksün ben mi diye. İşte tam orada İstanbul, avazı çıktığı kadar bağırır. Çünkü İstanbul büyüktür. Yedi tepelidir. Yedi tepesinin yedisi de saray muhafızları gibi bekler padişahı olan İstanbul’u. Düşünsenize, tarihin her sayfasında adı geçen bir şehir, nasıl bir insandan küçük olabilir ki ve yine düşünsenize İslamın göz bebeği, âlemlerin rahmetinin bile işaret ettiği şehirdir. Fatih, o şerefe nail olmuştur fethiyle…

Dünyanın en güzel ülkesi benim ülkemdir. Kıymetini bilemediğimiz bölmek, bölüştürmek için çabaladığımız ülkemiz. En güzel şehri de kuşkusuz İstanbul’dur. Güzelliğine şahit olabilmeyi hep isteyeceğiniz bu şehrin, Dünyaya bakan gözleri, Sultanahmet ve Ayasofya’dır. Kiraz dudakları Topkapı Sarayı’dır. Al yanakları Gülhane’dir. Kulakları İstanbul semalarıdır. Her şeyi duymuşlardır. Tarihi derinden duymuştur gökyüzü. Gözlerinin yanında çıkan kaz ayakları vardır İstanbul’un. Çünkü İstanbul tarihtir, elbette kazayağı olacak. İstanbul güzel bir kadındır.

Bir taksi koltuğunda, elinizde fotoğraf makinesi, çekik gözünüzle ( Çinli, Güney Koreli fark etmez ) taksinin camından İstanbul’u arşınladığınızı düşünün. Galata Kulesini görün önce, balık ekmek yemeye can atan insanları görün sonra ve bir anda denize bakın. Marmara size bir şeyler fısıldayacak. Fısıltıyı tam duymaya çalışırken, bir vapurun martılarla yarışan çığlığı, sonra bacasından tüten dumanlar… Tıpkı o dumanlar da şahitlik edecek İstanbul’a sizin gibi. Eminönü’nde Yeni Cami’nin önünde yıllardır caminin dostları, müdavimleri güvercinler sizi karşılayacak. Bir sevgilinin beklediği gibi beklerler o güvercinler. İstanbul bazen o güvercinlerdir.

207 Görüntüleme

Yorum Yazın