Konuşmak mı, susmak mı?

‘Ağzı olan konuşuyor’. Bu söz ilk olarak ne zaman kullanıldı, nasıl yaygınlaştı pek bilinmez. Türk Dil Kurumu Atasözleri ve Deyimler Sözlüğünde ‘konuyla ilgisi olmayan, bilir bilmez herkesin söyleyecek sözü var’ anlamında kullanılan bir deyim olarak tarif edilmiş. Malumu ilam etmek kabilinden de olsa, ülkemizde en sık müracaat edilen deyimlerden biri olduğu söylenebilir. Siyasi aktörler icraatlarını savunurken veya halka hitap ederken, türlü sahalarda muhalif veya rakipler birbiriyle atışırken, herhangi bir toplantı veya panelde katılımcılar herhangi bir meseleyi tartışırken bu söze tesadüf etmemek adeta imkânsızdır. Bir hususta, ilgililerin ve uzmanların görüş bildirmesine yönelik bir talep anlaşılabilir. Fakat meselenin bu denli masum olmadığını not etmek gerekir. ‘Ağzı olan konuşuyor’ sözünün çoğunlukla otorite iddiasındakiler tarafından kullanıldığı hatırda tutulmalıdır. Bu söz her şeyden önce bir anlayış ve tavrı gösterir. Öyle ki, konuşma yoluyla kişiler üzerinde otorite tesis etmeye yönelik bir tavır benimsendiğini, o sözü söyleyenin insanları denk görmediğini ve başkalarını dinlemeye tahammülünün bulunmadığını izhar eder.

Herkesin konuşması değil, mütemadiyen birilerinin konuşması felakettir. Dinlemek ve başkalarının konuşabilmesine imkân vermek için susmak ise erdemdir.

İnsanın kendisine ‘ne zaman konuşuyorum, hangi hallerde susuyorum?’ diye sorması gerek. Denebilir ki, susulması gereken zamanlarda konuşanlar, konuşulması gereken zamanlarda da konuşmaz, bilakis susarlar. Konuşacak olsalar da, kendilerine yontacak biçimde hakikati baştan sona değiştirir ve çarpıtırlar.

Hakikatin ve varlığın kavranmasında; varlıklar arası ilişkilerin anlamlandırılması, inşa edilmesi ve düzenlenmesinde konuşma ve dil esaslı bir rol oynar. Bu nedenle, konuşma ve dilin faydaları-zararları kadim bilgeliğin ve ahlakın hiç kuşkusuz ana konuları arasında yer almıştır. Benzer şekilde, modern zamanlarda da ideoloji tartışmaları bu denli revaç bulmuştur. Hatipler, ideologlar, akademisyenler, sunucular, şarkıcılar, spikerler, komedyenler, gazeteciler ve ismini sayamayacağımız nice işgüzarlar hep konuşurlar. Bunlar adeta her şeyi bilmeye mahkûm edilmiş bir halet-i ruhiye içindedirler. Kendileri her şeyi bildiklerinden ve konuştuklarından dolayıdır ki başkalarını pek nazarı dikkate almazlar. Boyuna demokrasiden, insan haklarından, katılım ve diyalogun erdeminden bahseden bir kişi aslında, bizzat kendi yaptığının bir monolog olduğunu, içinde bulunduğu halin insanların haklarına ve katılımına halel getirdiğini bilmez, görmez, görmezlikten gelir. Sokrates, her şeyi bildiğini iddia eden Sofistlerin karşısında, hiçbir şey bilmediğini boşuna söylemiyormuş.

149 Görüntüleme

Yorum Yazın