Meleklerim

Okur-yazar.net’teki bu ilk deneme yazımı meleklerime ithaf etmek istiyorum…

Öncelikle küçükçe kendimi tanıtarak girizgâh yapayım.

Adım Özlem. 22 yaşındayım. Çok kısa bir zaman sonra 23 olacağım. Sakarya üniversitesinde Sosyoloji bölümünü bitirdim. Ve şuan özel bir kurumda rehber öğretmenliği yapmaktayım. Sosyoloji, daha özelde Sakarya Sosyoloji bana uhuvvet duygusunu kazandırdı. Akademik bilgi ve deneyimi bir kenara bırakırsak, 4 yılımı özetleyecek olan kelime “kardeşlik” olsa gerek…

Kendimi tanıtmaya ve en değerlilerimle ilgili bilgi vermeye devam edeyim…

Karakter anlamında çok sıradan ve normal sayılabilecek biriyken, hayatıma iki güzel insan girdi. Normalde biz dört kardeşiz, şimdi sorduklarında küçük bir hesapla çok rahat altı diyorum. Şöyle düşünün: Hayatınızda çok sıkıntılı bir süreçtesiniz ve bu süreci küçük bir yurt odasında yaşıyorsunuz. Ve yaş itibariyle küçük iki melek var fakat farkında değilsiniz. Daha doğrusu farkında olmak istemiyorsunuz. Çünkü farkındalık her zaman daha fazla can yakar. Bilmediğiniz tanımlayamadığınız bir durum daha az acıtır canınızı. Dediğim gibi, küçük bir oda ve iki küçük melek. “Sıradan biri” derken haksızlık ettim sanırım kendime. Biraz şımarık, bencil ve biraz da ketumdum. “Öyleydim” diyorum, çünkü hayatıma melek dokunuşu yaratan iki güzel kardeş gönderdi Allah bana.

Resimlerine baktığımda içimi cız ettiren, yüzleri gönülleri kadar güzel olan iki melek… Melek ve Tuğçe. Melek olabildiğince duygusal ama aynı zamanda mantıklı, Tuğçe muhteşem becerikli ve şefkatli… Meleklerim…

Melek ekonomi okuyor olsa da, çok iyi bir edebiyatçı. Zaten biz aynı şeyleri okurduk. En keyif aldığımız şey sevdiğimiz yazıların linklerini sosyal medya üzerinden birbirimize göndermek. Aynı yazarları sever, aynı müziğe kulak kabartır, aynı cümlelerin altını çizerdik. Konferanstan konferansa koşmak yine en sevdiklerimizdendi. Ya da hafta sonları birlikte gazete alıp o meşhur ve benim en sevdiğim yere gitmek.

Melekle birbirimizi öperken o modern insanların sahte sarılmalarından bir sahne yapmaz, ciddi ciddi kocaman kocaman öperdik birbirimizi… Şunu anlatmam hoşuna gider mi bilmem ama biz birimizin elini öperdik… Meleğim. Allah kalplerimizi nasıl ısındırdıysa, artık birbirimizin kötü anlarını hissedip arardık. Çok bilirim “Melek senin neyin var” şeklinde hesap sorduğum vakitleri. Bir anne düşünün, şefkati sınırsız. Öyle sanki. İsmini anınca dahi kalbim ve zihnim tepki veriyor sanki. Anlatacak kelime, şiir, benzetme bulamıyorum.

Kendime diyorum ki bazen “Özlem, haksızlık değil mi bu yaptığın?” Sonra ahiret geliyor aklıma… Bu kızlar benim ahirette haşrolacağım kızlar. Bu kızlar cennette komşu olmak istediğim kızlar.

Tuğçem… Küçük hanımefendi. Asil, zeki bir o kadar naif ve kırılgan… Zor zamanların kurtarıcısı, anne gibi. Derleyen ve toplayan…

Mezun olmadan önceki hafta bir video çekmiştik. Melek “Geleceksin değil mi?” diye soruyor ve ben “Geleceğim, geleceğim” diyorum…

Gelemiyorum. Çünkü hayat bize güzellikleri bahşedip, sonra unutmamızı istiyor. Her ne kadar unutmuş gibi görünsem de, dualarıma sık sık konu olan meleklerimi nasıl unuturum.

Bir konferansta hoca şöyle diyor: “Her insanın mucizesi vardır”; elbette her insanın hayatında mucizeler ve mucize vardır. Hayatımdaki mucizeleri unutmak ne mümkün.

Adını andığımda kalbim uçuş uçuşsa, yüreğimde titreyen ve gözlerimin ucundan yanaklarıma doğru düşen damlalar varsa eğer. Nasıl unuturum?

Şimdi okuyanlara anlamsız gelecek bu cümleler. Ama şunu aklınızda bulundurarak okuyun cümlelerimi: İçimdeki yılgın rüzgârlar ve adlarını anınca meydana gelen duygu seli ancak bu kadar izin veriyor kendimi ifade etmeme.

Kaldı ki sevgili Peygamberimiz demiyor mu “Sevdiğinize sevdiğinizi söyleyin” diye.

Hamdolsun seviyorum meleklerimi ve sevildiğimi de biliyorum çok şükür.

Selam ve dua ile…

Tüm yazılar >>

Yorum Yazın