Mezhep Ayrımının İslam ve Batı Dünyasındaki Rolü – I: Doğu

Bilindiği gibi Orta Çağ’da İslam Dünyası olarak adlandırılan coğrafya ve burada vuku bulmuş Medeniyetler tarih sahnesinde ‘’altın’’ çağlarını yaşarken, Batı Dünyası ‘’karanlık’’ olarak adlandırdıkları ve bir daha geri dönmek istemedikleri bir dönemden geçmiştir. Bu süre zarfı içinde İslam Medeniyeti İlim ve Bilimde zirve noktasını görürken, Batı Dünyası Medeniyet adına son derece gerilerde kalmış hatta birçok öğreti ve gelişmeyi İslam coğrafyasını takiple beraber yakalayabilmiştir. Hal böyle iken Batı, “Aydınlanma Çağı” adı verilen bir sürece girmiş, karanlık dünyadan çıkıp Bilimsel ve Düşünsel bir gelişimle tarihi bir dönüşüme adapte olurken, İslam Dünyası ise tam tersi istikamette seyrederek Bilimin gerisinde kalmış ve bir nevi rolleri değişmişlerdir.

Çoğu Tarihi kaynağa göre, bu rol değişikliğinin sebepleri, Avrupa’nın Bilim, Felsefe, Matematik ile tanışması, Teknik anlamda ilerlemesi olurken İslam Dünyasının da bu süre zarfında teknik ve teknolojik anlamda çağı yakalayamamış olması, içe kapalı bir tavır sergilemesi gibi tabular ile açıklanmıştır. Aslında Meseleyi daha derinlemesine inceleyip, bu denge unsurlarının etkileri üzerine yoğunlaşmak daha doğru bir tarihi yaklaşım olacaktır.

Orta Çağ İslam Dünyasına baktığımızda;

İslam Dünyasının Altın Çağı olarak adlandırılan ve 8. yüzyıl ile 13. yüzyıl arasında İslam coğrafyasında geliştirilen ve uygulanan bilim, Dünyada kendi çağında hiçbir örneği bulunmayan seviyede ilerideydi. İslam dünyası ilk olarak Hint kültüründen önemli ölçüde etkilenmiş ve yararlanmıştır. İlk çevirilerinden biri hayvan masallarının anlatıldığı Kelile ve Dimne adlı eserdir. İskenderiye kurulduğu zamandan itibaren uzunca bir müddet kültür başkenti olmuş ve bu konumunu İslam dünyasında da muhafaza etmiştir. İslam dünyasında bilimsel faaliyetlerin gelişmesinde Devlet adamlarının ve bizzat halifelerin de önemli rolü bulunmaktadır.

İslam dünyasının yüzünü baştan başa değiştiren uyanış döneminde, Yunancadan Müslümanların ortak dili olan Arapçaya tercüme edilen eserlerin etkili oldukları anlaşılmaktadır. Bu eserler arasında, Hipokrates’in Aforizmalar, Platon’un Devlet ve Kanun, Aristotales’in Organon Şiir sanatı, Oluş ve Bozuluş, Gök Olayları, Hayvanlar, Ruh, Eukleides’in  Elementler,  Batlamyus’un Almagest ve diğer filozoflara ait bir çok eser mevcuttur. Bununla birlikte Sanskrit dilinden Arapçaya tercüme edilen kitaplar arasında Sindbad Kitapları ve Hint ve Çin adabı gibi eserlerde bulunmaktadır.

127 Görüntüleme

Yorum Yazın