Okullar yaratıcılığı öldürüyor

Eğitim kurumlarında yapmış olduğumuz gözlemlere dayanarak dünya ve Türkiye’deki eğitimin yapısı, sanayileşmenin eğitim üzerindeki etkisi ve insanların kendi istekleri dışında toplum ve aile beklentilerine göre şekillendirilip hayata sunulması üzerine birçok değerlendirme yapabiliriz.

Dünya üzerindeki ülkeleri eğitim açısından incelediğimizde, toplumu şekillendirmek için hazırlanmış eğitim sistemlerini ve okulları görürüz. Bir gözlemci olarak bu durumu iki sebebe bağlayabiliriz. Bunlardan ilki ekonomidir. Bu hususta insanların zihninde oluşan soru “Çocuklarımızın 21. yüzyıl ekonomisi içerisinde yerlerini almaları için nasıl eğitmemiz gerektiği” yönündedir. Oysa ekonominin bir hafta sonra ne yönde bir değişim göstereceğini hiçbirimiz bilemezken, bizler eğitimin yıllar sonraki planını hazırlamakla zihnimizi meşgul ederiz. Bir diğer önemli sebep ise kültür ile alakalıdır. Kültür demek, kimlik demektir. İnsanlar eğitim ve öğretimle kendi kültür ve kimliklerini kazanmaya, onu şekillendirmeye başlarlar. Kültürü aile, toplum veya okul yoluyla elde eder hatta kişilik ve kimliğimizi bu gibi etmenlerin varlığıyla tamamlarız.

Bu hususta eğitim kurumlarındaki gözlemlerimizi paylaşmak faydalı olur. İlk olarak ekonomiden bahsetmiştik. Ekonomiden kastımız okulun endüstri için ortaya çıkarmak istediği potansiyeldir; bir başka deyişle, okul bir nevi ekonomiye yarar sağlayacak kişiler yetiştirme kurumuna dönüşmüştür. Okulda öğrenciler ve öğretmenler arasındaki ilişkileri gözlemleyip öğrencilerin ileride olmak istedikleri meslekleri ve bu meslekleri tercih etme sebeplerini sorduğumuzda ciddi manada ilginç sonuçlarla karşılaşırız. Çoğunluğun zihninde oluşan iş kavramının kendi yetenek ve potansiyellerini ortaya çıkarmaktan ziyade aile ve çevrenin, hatta okul öğretmenlerinin beklentileri doğrultusunda şekillendiği, ayrıca insanların kendi benliklerinden ödün verdiği gözlemlenir. Bir mesleği niçin istediğini bilmeyen çocuklar amaçsız bir biçimde yönlendirilir, belki de sonra mutlu olmayacakları ve işlerinin hakkını veremeyecekleri bireylere dönüşürler.

Gözlemlediğimiz bir diğer önemli husus ise, çocukların aşırı çalışarak istedikleri mevkiye ulaşabilecekleri görüşüdür. Sanırım Türkiye’deki bir diğer salgın hastalık, eğitim kurumlarında çocukların “sıkı çalış, iyi olanı yap, üniversiteyi kazan ve iş sahibi ol” gibi bir mantığın aşılanmasıdır. Bu gibi bir düşünce yapısıyla, çocukların belirli bir çalışma temposuna odaklanıp farklı düşünmekten uzak bireyler olarak yetiştirildiği söylenebilir. Eskiden olsa bu doğru olabilirdi ancak lisans diploması artık yeterli kriter olmaktan çıkmış vaziyette. Yani üniversite mezunu bir genç olmak yetmiyor, mastır derecelerine ulaşmak gerekiyor. Dolayısıyla kendimizden ödün vererek veya belki de kandırılarak yaşamaktan ancak kendimiz olmayı seçtiğimizde vazgeçmiş olacağız.

176 Görüntüleme

Anahtar kelimeler

Yorum Yazın