Resimde perspektifin yeri

İnsani üretimin en estetik biçimi olan sanat, çağlar boyunca toplumsal gerçekliğimizle kurmuş olduğu sembiyotik ilişki paralelinde bir yandan sosyal varoluşumuzdan beslenirken, diğer yandan anlam evrenimizi yeni ufuklara ve kavrayışlara yöneltmiştir.Resim sanatı da söz konusu diyalektik dahilinde sanat türleri arasında oldukça önemli bir konum arz ederek estetik algımızın yeniden üretimini biçimlendirmiştir. Bununla beraber, tıpkı diğer sanat biçimlerinde olduğu gibi resimde görüntünün temsili tarihsel süreç içerisinde çeşitli değişiklikler geçirmiş gözükmektedir.  İlk çağlardan itibaren resim sanatının gelişimine baktığımızda, bir mesaj kaygısının olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Henüz yeni yeni keşfedildiği dönemlerde resim çalışmaları kayalara, duvarlara vb yerlere büyü amaçlı ya da bilgilendirme amaçlı yapılmaktaydı. Bu dönemlerde figürler sadece ne olduğu –insan, hayvan vs.- belli olabilecek kadar sığ bir biçimde ele alınıyordu.

Resim sanatının gelişmeye başladığı dönemlerde dinin ya da geliştiği bölgedeki hükümdarların propagandasını temsil etmeye yönelik ilerlediği görülür. Rönesans’a kadar da bu eğilimler teknikten uzak, salt anlatılan olayın açıklığını ön plana çıkarmaya dayalıdır.

Ortaçağ’da okuma yazma bilmeyenlerin bilgilendirilmesi amacıyla resim üretilmeye devam edilmiştir. Ortaçağ resminin en genel özelliği ise ışık kullanımıdır. Hiçbir noktanın karanlıkta kalmaması daha sonra Rönesans’a da devredilecek olan bir miras olmuştur. Bu resimler yalnızca kiliselerde değil, minyatürlü el yazmalarında da yerlerini almışlardır. Fakat dönemin koşulları nedeniyle el yazmaları herkesin ulaşabileceği konumda değildir. Bu nedenle halkın bu tarz resimlerden bilgi edinmesini sağlayabilmek amacıyla kilisede, atlar ve mihrap panolarında bu tarz resimler sergilenmekteydi. Böylece okuma yazma bilmeyen kısım Ortaçağ’ın doktrinlerini bu görsellerle edinebiliyordu. Bundan dolayıdır ki bu resimlerde perspektif arayışına girilmemiştir. Ortaçağ resminde perspektif ve derinlik yoktur. Örneğin sanatçı bir masanın üstündekileri göstermek istemişse, birçok açıdan bakışı aynı resme yerleştirebilir. Bu bakış açısı ile belirli bir mesaj vermek istemiştir ve bu mesajı daha açık anlatabilmek için de perspektiften uzaklaşmıştır. Yine anlatımda belirli şablonlar vardır ki dini karakterler hiyerarşik düzende yerlerini bu şablonlara göre alırlar.

Rönesans resminde akıl ön plana çıkar fakat dinsel konular yine sanatçılar tarafından bir şablon üzerinden incelenir. Rönesans’ın ilk ayağında ‘chain of being’e dayalı hiyerarşi yavaş yavaş ortadan kalkar. Oranlar eşitlenir, gerçek mekân anlayışına dönüş sağlanır ve ölçü olarak insan alınır. Rönesans’ta perspektif Giotto ile başlar ve ilk örneği Asisi’de San. Francesko Kilisesi’nde görülür.

188 Görüntüleme

Yorum Yazın