Spor, insan ve çocuk

Spor yapmaya küçük yaşta atletizme başladım. 1960’lı yılların başıydı ve o dönem çocuk sporcu oldukça azdı. Ankara’da çok başarılı atlet sporcular vardı. Bu atletlerin büyük çoğunluğu antrenörsüz zor şartlar ve imkânsızlıklar içinde büyük başarılar elde ediyorlardı. Örneğin toprak pistlerde uyduruk çivili ayakkabılar ile Aydın Onur, 100 metreyi 1958 yılında 10.60’lık derece ile koştu. Bu branşın şu andaki Türkiye rekoru derecesi 10.37 olup 2012 yılında İzzet Safer tarafından gerçekleştirilmiştir.

800 metrede Ekrem Koçak 1956 yılında Barcelona’da aynı şartlar altında 1.50.00 koşmuştur. Günümüzdeki Türkiye rekoru 1.46.92 ile Selahattin Çobanoğlu’na aittir. Anlaşılıyor ki, yaklaşık elli seneyi aşkın süre içinde rekorlar pek geliştirilememiştir. Koşulara ait rekor örneklerini özellikle verdim. Spor yapacak insanın ilk çıkış noktası, koşu özelliklerini fiziksel yapısında bulundurmasıdır.

Sahip olunması gereken ikinci özellik ise esnekliktir. Bir başka deyişle jimnastik yeteneğine sahip olunmasıdır. Jimnastik ile ilgili dallar ne yazık ki ülkemizde neredeyse hiç gelişmemiştir. Diğer taraftan jimnastik sporuyla doğrudan ilintili olan artistik patinaj, tramplen ve kule atlama, senkronize atlama ve senkronize su balesi gibi spor dalları maalesef kâğıt üzerinde varlar ve bu branşlar ile ilgili aktif sporcu sayısı yok denecek kadar azdır. Sportif başarının temelinde koşu, yani atletik özellikler ile elastikiyet kavramı yatmaktadır ve bunların eğitimine çok küçük yaşlarda başlamak gerekmektedir.

Avrupa ve Dünya jimnastik sporunu ve sporcularını büyük beğeni ile izlerken ‘Neden ülkemizde yok?’ sorusunu kendimize sormadan edemiyoruz.

Ülkemizde ilkokula başlama yaşı tartışmalara açık bir şekilde beş olarak kabul edildi ve uygulamaya konuldu. Birinci ve ikinci yıl çocuk genelde oyun oynayarak eğitimini sürdürecek deniliyor. Müfredat bu esasa göre hazırlanmış. Anlaşılıyor ki bu oyun evresi mevcut öğretmenler tarafından sınıf içinde geçiştirilecek. Bu sonuçla açık havaya çıkmayan, gününün büyük bölümünü oturarak geçiren çocuklarımız ileride çok büyük sıkıntılar ile karşı karşıya kalacaklardır.

Milli Eğitimde görev yapan öğretmenlerin büyük bölümü okutulacak kitaplara sadık kalınan bir eğitimden geçirilmiştir. Sportif konu ile ilgili eksiklik burada başlamaktadır. En önemli gelişme dönemlerinde bu minik çocuklara genel olarak sınıf öğretmenleri sportif eğitimi verecektir. Bu durumda çocukların gelişimi yeterince sağlanamayacak ve “öylesine” anlayışı ile bu önemli eğitim süreci geçiştirilecektir.

150 Görüntüleme

Yorum Yazın