Tokluk ve Açlık

Yemek sofrasında dostum söylüyordu:

– Fransızca kitap ve gazete satan dükkânların vitrinlerinde, keskin renkli kaplar içinde, “beş derste hafıza”, “sekiz derste irade”, “on derste zenginlik” gibi isimler taşıyan halkı aldatıcı kitapları elbette görmüşsünüzdür. Bunlar daima, ya Çinli falan muallim, ya Hintli filân fakir tarafından yazılmış ve gûyâ, fevkalâde ehemmiyetlerinden dolayı bilmem kaç asır evvel, bilmem hangi şarkiyatçı tarafından Avrupa dillerine tercüme edilmişlerdir. Renkli kap üzerinde manyatizmalı bir gözle bakan yeşil sarıklı adam resmine eklenen bu uydurma Asyalı, esrarengiz menşe, ahmak müşteriyi derhal avlamaya yetiyor. Avlananlardan biri de, ekseriyetle benim. Bu kitaplardan hemen birçoğunu okudum. Tabiî ne iradem büyüdü, ne hâfızam arttı, ne de cebime giren mutat paraya mutadın dışında bir metelik ilâve edebilmenin yolunu buldum. Yalnız, bu kitaplardan şunu öğrendim ki, fena eserin başlıca alâmeti çok mantıkî oluşudur. Adî felsefe, adî tiyatro ve sinema ne derse desin, hakikî hayatın “mantık” dediğimiz şeyle hiç bir alışverişi yoktur. Hayat, makul bir insandan çok fütürist bir şâire veya kübist bir ressama daha çok benziyor. En akla gelmez şeylerden saadet ve felâketi, iyiliği ve fenalığı yapıyor.

Geçen gün bu kitaplardan bir tane daha elime geçti. Başlık: “Hayatta muvaffak olmanın yolu!” Kitap, ilk bakışta hakikaten bir hikmet hazinesi hissini veriyor. Yazar konuyu bir tek esasta toplayarak diyor ki, hayatta muvaffak olmanın sırrı: İşi olan adamın, işini yapacak adamla görüşeceği saati seçişinde göstereceği muvaffakiyetten ibarettir. Sabah mı, öğle mi, akşam mı, gece mi konuşmalı? Zira insan her dakika aynı idrâk ve insaf kabiliyetinde değildir. Yazar, günün bütün saatlerini bu noktadan birer birer gözden geçirdikten sonra konuşulan kimsenin en iyi söz anlayacağı vakit yemekten sonraki dakikalar olduğu hükmünde karar kılıyor. İnsan denilen hayvan, bütün hayvanlar gibi, açlığını giderdikten sonra neş’eli ve memnundur. Bu memnuniyet onu zeki ve insaflı bir hale getiriyor.

Dostum, sofranın etrafında, yerde, arka üstü oturmuş, altın, akik, zümrüt ve yakuttan gözlerle ağzımıza giren her lokmanın tabaktan itibaren havada çizdiği kavisi takip etmekle meşgul kedilerini göstererek:

-Bu düsturun sahteliğini ve aksine doymamış olmanın faziletlerini anlamak için şu kedilere bakmak yeter. Bu kediler henüz açtır ve bizden yemek bekliyor. Gözlerindeki daimî yırtıcı parıltının bu dakikada ne tatlı, ne munis bir ışık haline geldiğini görüyor musunuz? Miyavlamaları âdeta yanık bir yalvarıştır, her halleri ikna edici bir belâgati andırıyor. “Gel” diye işaret etseniz hemen gelecekler, sürünecekler, ayaklarınızın altında yuvarlanacaklar, kovsanız, derhal çekilip uzaklaşacaklar. Bu dakikada anlayışları azami, sevgileri azamî, insafları azamîdir.

Bunları mağrur, ahmak ve insafsız birer hayvana döndürmek istiyor musunuz? Doyurunuz.

Tokluk ve Açlık
Ahmet Haşim
249 Görüntüleme

Yorum Yazın