Yaşamak çok büyük bir macera!

Çok sevdiğim komedyen ve oyuncu Robin Williams’a ithafen…

Benim için her şey “Jumanji” filmiyle başlamıştı. Sonrasında “Dead Poets Society” ve “Good will Hunting” ile devam etti. Jumanji’de en çok akılda kalan replik “Do you wanna play?”dir. Sonradan üzerine düşündüğümde bana hissettirdiği, yaşamın da aslında Jumanji gibi bir oyundan ibaret olabileceğiydi. Böyle ifade edildiğinde kulağa basit gelebilir. Belki de basittir ve basit olan her şeyi bu kadar karmaşık hale getiren bizlerizdir belki de. Jumanji oyununda tehlike, heyecan, korku, üzüntü hepsi vardı. Birlikte veya yalnız oynanan oyunlar sonucunda ya yaşama devam ediyor ya da ölüyordunuz. Bu bana şunu düşündürdü: “insanlar sadece bir ana dek serüven yaşamaya devam ederlerdi, sonrasında etmezler miydi?”

“Dead Poets Society” filmden bir replik paylaşarak devam etmek istiyorum.

Keating: “Yaşadığın günü kavra!”

Henüz vakit varken tomurcukları topla. Yazar bunu neden yazmış?

Öğrenci: “Acelesi var.”

Keating: “Bilemediniz. Ama önemli olan yarışmaktı. Çünkü hepimiz solucan yemi olacağız, arkadaşlar! Buna ister inanın, ister inanmayın, her birimiz bir gün nefes almayı kesecek ve öleceğiz. Şimdi öne doğru bir adım atın. Ve geçmişten gelen bu yüzleri biraz inceleyin. Onlara daha önce ciddi olarak bakmadınız. Sizden pek farklı değiller. Aynı saç modeli. Tıpkı sizler gibi hormonlara sahipler. Sizler gibi yenilmez hissediyorlar! Dünya onlar için bir istiridye. Çok büyük şeyler başaracaklarına inanıyorlar. Sizler gibi gözleri umutla dolu. Peki yapabileceklerini yapmak için yaşamaya acaba çok geç mi başladılar? Çünkü bu oğlanlar artık çiçeklere gübre oldu. Ama eğer dikkatle dinlerseniz size fısıldadıklarını duyarsınız. Yaklaşın. Dinleyin! Duyuyor musunuz? Carpe… Carpe… Carpe Diem… Yaşadığınız günü kavrayın, çocuklar. Hayatınızı olağan dışı yapın!”

Bu replik bana Auge’un, ‘Sanki seyircinin konumu, seyrin esasını oluşturuyormuş gibi sonuçta, seyirci konumundaki seyirci, kendi içinde kendinin seyircisiymiş gibi’ sözlerini hatırlatıyor. Evet, sürekli, varolan şeyler üzerinden gitmek gibi bir düşünme zorunluluğumuz yok; fakat başkalarının da sizin gibi düşünmesi gerektiği gibi bir zorunlulukta yok. Bu sadece farklı bir bakış, farklı bir yorum ve diğerlerinden ayrı bir sahne. Herkesin bir sahnesi vardır. Şuan, Robin Williams bir yaşam formu olarak var olmuyor olabilir, yalnız onun sahnesi devam ediyor aynı ‘What Dreams May Come’ filminde olduğu gibi. Nasıl mı? İzlemediyseniz hiçbir konuda ısrarcılıktan haz etmesem de izleyin derim. Filmde sizin için bir not var; fakat asıl güzel olan tarafı herkes için farklı bir not oluşu.

Yorum Yazın